Başaran Anlatıyor: Tonguç Aydınlığı

Eğitim Politikaları
Eğitim Politikaları
Sürekli kendini yenilemek, aşmak için ekin ve sanat dünyasına açılmak, korkusuz baskısız yaşayıp doğruları kuşun ötüşünce rahat söyleyebilmek. İşte Tonguç’ın hayalindeki Enstitüsü
Reklam
A+ A-

Elli yıl önce yitirdiğimiz büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un düşünceleri, görüşleri bugün de capcanlıdır; bugün de yolumuza, sorunlarımıza ışık tutmaktadır. Ona göre, barışçı, insancıl bir dünyanın anahtarı; amacı iyi saptanmış eğitim… Duyarlığı, yiğitliği, aklı, yaşama sevincini geliştirerek eğitim. Öyle yetiştirilenler, özveri, paylaşım, dayanışma, hoşgörü gibi insancıl değerlerin bir oksijenli hava gibi solunduğu bir dünya yaratacaklardır.

İnsanoğlunun kazanacağı en büyük yengi, kendisini kuşatan korkuyu yendiği gün kazanılmış olacaktır.

İnsan, korkuları yene yene bilimi, sanatı, uygarlığı yaratmıştır. Aklın, ortaçağ zindanlarından kurtulması kolay olmamıştır. Korkuları yene yenen insanlaşma sürecine ivme kazandırmıştır. Fransız Devrimiyle, İnsan Hakları Bildirgesiyle, laik okula kavuşulmuştur. Avrupa’da Hristiyan Ortaçağ’ı aşılmıştı, Aydınlanma Dönemi, Sanayi Devrimi yaşanıyordu ama Asya…

1926 doğumlu Mehmet Başaran köy edebiyatının önde gelen isimlerinden biri ve sözcüğün tan anlamıyla bir Köy Enstitülüydü.

1926 doğumlu köy edebiyatının önde gelen isimlerinden biri ve sözcüğün tan anlamıyla bir Köy Enstitülüydü.

 

Gezici Eğitim Sergisi’nde Memleketi Görmek..

Bilgisi, birikimi, gözlemleriyle bu gerçeği Mustafa Kemalce anlayan bir eğitimciydi Tonguç. Çağdışı kalmış kurumlar yenilenmeli, gerçekleştirilecek yeniliklerin kökleşmesi için, yeni bir kurtuluş savaşı sürdürülmeliydi eğitim kesiminde… Ortaçağ karanlığında, yorgun, bitkin bir Anadolu… Altyapıdan, sermayeden, yetişkin insan gücünden yoksun, karnını zor doyurabilen bir tarım ülkesi. Dış ve iç sömürüyü yazgı sayan, gözleri öbür dünyaya dönük halk, nasıl kıracaktı  görünmez olmuş zincirlerini. Kul, nasıl yurttaş olacak; ümmet nasıl ulus olacaktı…

‘Diri millet olma’, ‘canlanma’, ‘canlandırma’ eğitim anlayışının temel kavramları sayılır Tonguç’un. Cumhuriyet’in onuncu yılında düzenlenen Gezici Eğitim Sergisi’nde,  Başkentten Samsun’a  doğru yenilikleri tanıta tanıta gidiş, pek çok şeyi yeniden göstermiştir ona; devrimler başkentin dışına çıkamamıştır. Medrese, alttan alta sürmektedir. Geri üretimin yaşamının, yüzyıllardır süren korkuların, baskıların sarmalında bezgindir halk. Özlemleri bozlağa, acıları ağıda dönmüştür. Canlanma, canlandırma; işle, eylemle, üretici yaşamla gerçekleştirildi. Bien, bildiğini yapabilen yeni bir toplum yaratmak zorundaydık.

Okulu Olan Köylerde Hiç Kıpırtı Yok..!

Saffet Arıkan, Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne vekaleten getirir. İlköğretim sorununun, yüzde yüz çözüme kavuşturulması istenmektedir. Ne ki, Misak-ı Milli ile sınırları çizilen Anadolu, vatandaşlaştırılmayı bekleyen koca bir tarladır. İmparatorluktan kalan, bozuk, geri toplumsal yapı, değiştirilememiştir. Nüfüsun %85’i karabilgisizdir. Adı halkçı olsa da, parti kadrosu, egemenlerden oluşmaktadır. Toprağını, Gordiyas’ın sabanıyla süren, sapını Hitit kağnısıyla çeken köylere, kokmaz bulaşmaz  bilgiler aktaran kara tahta, dört duvar okulları götürmek, neye yarayacaktı? Daha önce okula kavuşturulan köylerde hiçbir kıpırtı yoktur. Bir canlandırılacak köy sorunu vardır ortada Tonguç’a göre;

“Köy insanı, köleliklerin her çeşidinden kurtarılmalı, öylesine canlandırılmalıdır ki, hiçbir kuvvet bir daha onu sömürememeli, bedava çalışan bir iş hayvanı durumuna getirememelidir. Köy sorunu, köyde eğitim de içinde olmak üzere bu demektir.”

Soruna tanıyı koyan Tonguç’u, Gezici  Eğitim Sergisi’ni  yürütenleri tanıtan Sadri Ertem şöyle anlatır: “Serginin en ilginç kişisi, İsmail Hakkı’dır. Büyük sorumlulukla sergi çalışmalarını, etkinlikleri düzenleyip, yürütür. İş ve meslek eğitimi konularını işler. Sürekli; İş eğitim der. Çağdaş eğitimin gözle görülür, elle tutulur örneklerinden söz eder, her durakta sergiyi gezenlere. İsmail Hakkı, “ölçü, hendese madde, iş adamıdır.” diye özetlenebilir. Tutumu, düzenliliği, ciddiyeti, giyinişi yönünden kafilenin aşçısı Alman sanmaktadır onu.”(Aydınlanma Yolunda Eğitim Emekçisi Ferit Oğuz/Başaran)

hasanoğan köy enstitüsü

Amaç Üretimi Arttırmak, Teknikleştirmek

Gazi Eğitim Enstitüsü yöneticiliğinden, tüm ülkenin yazgısını değiştirecek, temelde bir Rönesans devinimi sayılacak bir büyük işin başına getirilmiştir. Tuttuğu her işi, olumlu sonuçlara ulaştıran bir kişiliği vardır. “Elverişli koşullar hazırlanmadıkça, insanlar candan kazanılmadıkça, insanlara sevgiyle, içtenlikle davranılmadıkça; değil reform, günlük sıradan işler bile görülemez.” (Tonguç)

Birlikte çalışacağı kişileri görevi başında, uzaktaysa mektupla destekleyip aydınlatarak, eğitmen yetiştirme işine dört elle sarılır. Giderek  ‘Tonguç Baba’ adını verecektir ona halk. Yakın dostu Ferit Oğuz’a yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Yapmacık aydınla köye giremeyiz. Onun için köyü harekete geçirebilecek, içinden eleman bulmak lazımdır. Amaç üretimi arttırmak, teknikleştirmek, olabildiğince rasyonalize etmektir. Dağınık, perişan, bitkin köyü canlandırma işi, çok ağır. Öyle aşamaları var ki, onları  çözümlerken öyle kayalara rastlanıyor ki, granitleri tuzla buz etmek gerekiyor. Ama bu atılımı besleyici hava yok. Kurulu düzen, buna uygun değil. Aradığınız adamları bulmak, kurslarda yoğurmak suretiyle elde edebileceğiz. Henüz hamur yoğurma dönemindeyiz.”

Koşullar incelenerek, ülkenin uygun yerlerinde Eğitmen Kursları açılır. Askerliğini çavuş olarak yapmış uygun kişiler, buralarda, küçük köylerde eğitimi yürütmek üzere yetiştirileceklerdir. Köy Enstitüleri açılana değin, yoğun izlencelerle hamur yoğurma sürdürülür. Ağaç altlarında, duvar diplerinde, tarlalarda açılan kurslarda deneyimli köy öğretmenlerinden, ilköğretim müfettişlerinden yararlanılmaktadır. Başarı olağanüstüdür. Kendi okuma kitaplarını yazacak, yayınlayacak değerde ürünler üretir eğitmenler. Köyde üretim yaşamını canlandırabilecek eğitimciler yetiştirme hazırlıkları sürmektedir.

1939: Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı

1939, Cumhuriyet aydınlanmacılığına ivme kazandıracak bir dönemeç olmuştur. Yeni Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Tanzimat kafasıyla, yarım yamalak işlerle, ‘diri bir ulus’ yaratılamayacağını bilmektedir. Gerçekleştirdiği Neşriyat Şurasında ve onu izleyen Maarif Şurasında raporlar, çalışmalar yeniden gözden geçirilir. Dünyada, ikinci büyük savaş başlarken, bizde de, ‘millet olma, insan olma seferberliği’ başlatılır. Klasiklerin yayınlanmasıyla, uygar ülkelerin düşün ve sanat dünyasına, kurulacak köy enstitüleriyle içinde canlandırılacak köye ulaşılacaktır. Enstitüler, bizim buluşumuz. Şurada planladığı gibi, ülkemiz bir eğitim alanına dönecek, tüm insanımız eğitim hakkına kavuşturulacaktır.

Ülkede savaş önlemlerinin uygulandığı, yoklukların, sıkıntıların yoğunlaştığı bir ortamda, köyden gelen kız ve erkek çocuklar, eğitimin Kuvayı Milliyecileri, coşkuyla kırlar ortasında birer eğitim kenti gibi gelişecek 20 Köy Enstitüsünü kurarlar. Ana ilke; iş içinde üreterek, yaşayarak, emeği esere dönüştürerek eğitimdir. ‘İş, insanın niteliğinin temel öğesidir. İş, insanı yaratan, onu kuvvetlendiren, geliştiren kısacası onu, insan yapan ögedir… İş insanın hem miyarı, hem mimarıdır. Uygarlığın yaratıcısı, iştir.’

Enstitülüler, kendilerini ayıran topraklar üzerinde yaşamlarını sürdürmeli, imeceilerin elleri, kafaları özgürleşmeli, kitap ekmekle bir tutulmalıdır.

Sürekli kendini yenilemek, aşmak için ekin ve sanat dünyasına açılmak, korkusuz baskısız yaşayıp doğruları kuşun ötüşünce rahat söyleyebilmek. İşte Tonguç’ın hayalindeki Enstitüsü

Sürekli kendini yenilemek, aşmak için ekin ve sanat dünyasına açılmak, korkusuz baskısız yaşayıp doğruları kuşun ötüşünce rahat söyleyebilmek. İşte Tonguç’ın hayalindeki Enstitüsü

 

Tonguç, Enstitü enstitü dolaşmakta, sabahlara kadar süren toplantılarda, dostça, arkadaşça adam yoğurma işini sürdürmektedir. Yetişemediği yere, mektupla ulaşır. Şöyle der yöneticilere bir mektubunda: “Enstitülerde bisiklet, motorsiklet kullanma işini, bir müzik aleti çalmayı, şarkı söylemeyi, milli oyunlar oynamayı herkes öğrenmelidir. Tüm zorluklarına karşın, kız-erkek, yaşamın çeşitlerine, eğlencesine, acılarına ortaklaşa katlanılmalıdır. Bayağı olan her şeyden kaçınmak, korunmak koşuluyla kız-erkek yaşamı tümüyle yaşamalıdır.”

Üyesi olduğu, yönetimine, üretimine, paylaşımına katıldığı Enstitülerde ‘yaşamı tümüyle yaşamak…’ Sürekli kendini yenilemek, aşmak için ekin ve sanat dünyasına açılmak, korkusuz baskısız yaşayarak doğruları kuşun ötüşünce rahat söyleyebilmek…

Ama kolay mı insanın değişmesi, koşulların, geleneksel yaşamın tutsaklığından kurtulmak… Yeni bir çevreye, yeni bir ortama uyum sağlamak… “Bir kör inancı kafalarda söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur” der Einstein.

Arada beceriksizliklerini, uyumsuzluklarını ‘yüksek pedagoji uzmanlığı’yla örtmeye çalışanlar çıkmaktaır öğremenler, yöneticiler arasından “Biz elimizden gelen çabayla ve azami dayanma güxümüzle sizin gibi toy arkadaşların akıttıkları zehirleri yuta yura, insan kazanmaya, yetiştirmeye çalışıyoruz.” diye yanıtlar onları büyük eğitimci.

1942’de Hedef: 21. Yüzyıl İnsanını Yetiştirmek

Çifteler, Kızılçullu Köy Enstitülerini ilk bitirenler, Hasanoğlan’a getirilir. Enstitülere öğretmen yetiştirilecek bir yüksek bölüm açılması düşünülmektedir. Öğretmen bulmakta büyük sıkıntı yaşanmaktadır çünkü.

Enstitülere biraz yan duran Hüseyin Cırıtlı’ya şöyle der Tonguç, 1942’de; “Yüksek köy Enstitüsüyle, biz, geleceğin üniversitesini hazırlıyoruz. 21. yüzyılın insanını yetiştireceğiz. Türkiye, bu üniversiteyle yüksek öğrenim sorununu çözemez. 1933’te üniversite reformu yapıldı ama üniversite geleneğinden kopmadı. Üniversite, oturan bir kurumdur. Hareketsiz bir kurum. Bu kurumla, 21. Yüzyıla hazırlanamayız. Daha hareketli, toplumla içiçe, toplum içinde kanatları olan bir kurum olması gerek. Biz, Köy Enstitülerinde yüksek bölümler açacağız. Yani, önümüzdeki 21. Yüzyıla bizi götürebilecek bir kurum olacak.”

Yüksek Köy Enstitüsü kurulmasına kuruldu, Tonguç’un amaçladığı doğrultuda çalışmalara da başladı ama; eğitim seferberliğinin boyutları büyüdükçe, sorunlar ağırlaşıyordu. İnönü, Yücel, Tonguç imecesi bile, devlet çarkını devindirmede zorlanıyordu. Başarısızlıklarını örtmeye çalışanlar, yılan dillerini oynatmaya başlamışlardı.  Akçadağ Köy Enstitüsü Müdürü Şerif Tekben’e yazdığı mektupta şöyle diyordu Tonguç;  “Ülkede hoşunuza gitmeyen ne gibi olaylar varsa, bunların meydana çıkmasının ve yok edilmesinin en önemli nedeni jurnalcilktir. Namusuyla çalışanlara, yolunda giden işlere engel olmalarıdır.  Onun için, çalışanların baş düşmanı jurnaciliktir. Bu ruhu, Enstitülerde beslemek de bence alçaklık, ülkeye en büyük kötülüğü yapmak demektir.”

Enstitüden enstitüye koşan, çalışma ekipleri, öğretmen adaylarının öy kullarındaki stajları, her yıl 2000 köy okulunu tamamlama halk imecesi, Kuvayı Milliye ruhuyla hazırlanan on yıllık plan, aydınlık bir Türkiye haritası yaratıyordu. Halk uyanıyor, dağımız, ovamız çiçeğe duruyordu. Devlet Başkanı, her yıl bir enstitüye gidiyordu. Enstitüler, Cumhuriyetin en önemli eserlerinden sayılıyordu. Ne ki, çıkarları bozulanlar, devrimlere karşı olanlar, zehir saçmaya başlamıştı. , “Hiç kız-erkek, hem de kırlar ortasındaki yatılı okullarda bir arada olur muydu?… Ya o denetimsiz kitap okumaklar… Her köyü, bir kolhoza ı dönüştürmek istiyordu bunlar… Tonguç’un, Ferit Oğuz’a yazdığı mektupta, “kurulu düzen, köyün uyandırılıp, canlandırılmasına uygun değil.” Dediği buydu işte…

Ve.. Dengeler Değişir!

Bir on yıla gereksinmesi vardı çalışmaların ama İkinci Dünya Savaşı’nın  sona ermesi dünyadaki dengeleri değiştirdi. Çok partili yönetime geçme dayatması yapıldı bize de. İşçi sendikasız, köylü topraksızdı; insanımız, eğitim hakkına kavuşturulmamıştı henüz. Kafa karıştırıcı demogojinin ardından önlerine konan sandıktan toprak ağaları, karaborsacılar, Atatürk karşıtları çıktı ve karşı devrim başladı. Devrimler oy pazarına sürüldü…

Marshall yardımıyla beslenen komünizm korkutmacası bir karabasan gibi çöktü toplumun üzerine. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne, Meclis adına gizli bir soruşturmayla gelen Meclis Başkanı Kazım Karabekir, sorular soruyordu.

Hasan Ali, Tonguç görevlerinden alındılar. Tüm öğretmenleri, yöneticileri değiştirildi Enstitülerin…

Talim Terbiye Kurulu üyeliğine, daha sonra Resim-İş öğretmenliğine atanan Tonguç: “Rüzgar ne kadar sert eserse essin, dağ başlarında dimdik durur meşeler” diyordu. Saldırılar karşısında, onurlu bir meşe ağacı gibi dimdikti. Acıyarak bakıyordu ülkenin geleceğine ihanet edenlere…

Üretim yaşamını eğitim ortamına; eğitimi, yaşam boyu sürecek özgürleşme eylemine dönüştüren Enstitüler; 21. Yüzyılın insanını yetiştirmeyi amaçlayarak kurulan Yüksek köy Enstitüsü, kapatıldı. (1947).

Biz, eğitimi Ortaçağ karanlığına kaydıraduralım UNESCO Başkanı Mayor, 21. Yüzyılın üniversitesi şunları sağlayabilmeli diyordu:“Eğitimde fırsat eşitliği, yaşam boyu öğrenme olanağı, her koşula yanıt verebilecek öğretim yöntemleri; beceri kazandırmanın ötesinde, en geniş anlamda eğitim anlayışı; toplumun geleceğini biçimlendirmede öncülük, etik değerleri öne çıkarma; topluma karşı sorumluluğa dayalı özerklik ve kalite güvencesi…” (Yüksek Öğretimde Yeni Yöntemler-Cumhuriyet)

Gelin de sayıları yüzü aşan üniversitelerimizin durumunu düşünmeyin. Bir, dediklerimden 70 yıl önce yarattığınız Yüksek Köy Enstitüsünü yeniden açın” demediği kalıyor UNESCO Başkanının…

“Enstitülü, haksızlığa, kötülüğe boyun eğmez. Bunları gidermek için, gerekirse savaşır. Bir parazit gibi başkalarının veya milletin sırtından geçinmek isteyenlerden iğrenir. Yalnız, emeğine güvenir. Açık yürekli olmayı, mertliği ilke bilir. Modern yaşayışın zorluklarıyla uyuşmayan davranışlarla, bunların eski kuşak üstündeki etkileriyle çarpışır.”

Bu nitelikte insanlar yetiştiren Tonguç, kaya gibi sağlam bir kişiliktir. Bakanlık emrine alınma, Mehmet Özgüneş’in 27 Mayıs sonrasının kurucu meclisine taşıyacağı Tevfik İleri üretmesi belge, Meclisin gizli oturumunda vatan haini sayılma, gölge düşüremez onun kişiliğine.

Halk egemenliğini gerçekleştirmede, çağcıl Türkiye’yi yaratmada, şaşmaz yol göstericilerimiz olacaktır Tonguç ışığı hep…

Yitirişimizin 50. Yıl dönümü anısına 17 Nisanlarca saygılar..

 

Mehmet BAŞARAN Kimdir?

1926’da Kırklareli Lüleburgaz’a bağlı Ceylanköy’de dünyaya geldi. Kepirtepe Köy Enstitüsü’den ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden mezun oldu. Köy Enstitüsü öğretmeni, gezici başöğretmen, ilkokul öğretmeni ve Türkçe öğretmeni olarak çeşitli okullarda görev yaptı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kuruluş çalışmalarında görev aldı. 1960’lardan itibaren köy edebiyatı hareketinin şiirdeki önde gelen temsilcilerinden biri haline geldi. Şiirlerinde direnme ve umut temalarını iç içe işledi. Toplumcu düşünceyi didaktizme düşmeden şiirlerine sindirmeyi bildi. Aynı temalar gözlem ve deneyimleriyle bütünleşmiş olarak Ahlat Ağacı ve Nisan Haritası‘ndan sonra şiir kitaplarına damgasını vurdu. 27 Haziran 2015’te hayatını kaybetti. (wikipedia)

 

Bu yazı Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği Yayınları tarafından basılmış, “Aramızdan Ayrılışının 50. Yıldönümünde İsmail Hakkı Tonguç ve Okul Öncesinden Yüksek Öğrenime Eğitim Sorunları, Çözüm Önerileri, Sempozyum Bildirileri (20-22 Mayıs 2010) “adlı kitapta  yer alan Mehmet Başaran’ın kaleme aldığı  Tonguç Aydınlığı adlı makalenin özetidir.

Etiketler: , , , ,
Reklam

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Takipte Kalın!

Facebook sayfamızı beğenin ve yeni yazılarımızdan haberdar olun.

Bunlar da Var

En Yeniler

En Popüler

çocuğumun hiç arkadaşı yok

Çocuğumun Hiç Arkadaşı Yok!

Çocuğunuzun okulda arkadaşı yok mu? Çocuğunuz yalnız ve mutsuz mu? Çocuğunuz arkadaşı olmadığı için okula gitmekte zorlanıyor mu? Çocuğum arkadaşları tarafından dışlanıyor mu diyorsunuz? Çocuğunuzun arkadaşlık kuramama nedenleri nelerdir ve…

Dosyalar

BÜLTENE KATILIN

E-posta listemize kayıt olarak yeni makalelerimizden haberdar olabilirsiniz.

Abone olduğunuz için teşekkürler.

Bir hata oluştu.

Reklam
Menü