Efsane Doğulmaz, Efsane Olur: CAL’ın Mutu’su ve Vefa’nın İsmail Aktaş’ı

0
Efsane Doğulmaz, Efsane Olur: CAL’ın Mutu’su ve Vefa’nın İsmail Aktaş’ı
19 yıl görev yaptığı Cağaoloğlu Anadolu Lisesi'nden alınarak bir imam hatip lisesinde görevlendirilen Mustafa Turgut, bu okulda çalıştığı bir kaç ayın ardından geçirdiği kalp krizi sonucunda 2017 yılında hayata veda etti.

Herkesin hayatında mutlaka en az bir efsane öğretmeni vardır. Bugün sizlerin istanbullu iki efsane öğretmenle tanıştırmak istiyoruz. ’nden İsmail Aktaş ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’den … Mesleki duruşları ve öğrencilere kattıklarıyla efsane haline gelmiş iki öğretmenden ’u maalesef 2017 yılında kaybettik. Öğretmenlerimizi Sözcü gazetesinde yayınlanmış bir röportajlarıyla anmak istiyoruz.  

Herkesin çok sevdiği öğretmeni mutlaka vardır. Ancak bazı öğretmenler var ki onları unutmanız mümkün olmaz. Kişiliği, farklı ders anlatımı, sıra dışılığı ve en çok da sizin hayatınıza kattıklarıyla bambaşka bir yeri olur bu öğretmenlerin… Onlar hem idol hem de efsanedirler…

Bu yazımızın konusu İstanbul’da efsane olmuş iki öğretmen. Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nin ‘Mutu’sunu ve Vefa Lisesi’nin ünlü tarih öğretmeni İsmail Aktaş’ı anlatacağım.

Efsane Doğulmaz, Efsane Olur: CAL’ın Mutu’su ve Vefa’nın İsmail Aktaş’ı
19 yıl görev yaptığı Cağaoloğlu Anadolu Lisesi’nden alınarak bir imam hatip lisesinde görevlendirilen Mustafa Turgut, bu okulda çalıştığı bir kaç ayın ardından geçirdiği kalp krizi sonucunda 2017 yılında hayata veda etti.

Cağaloğlu’nun Mutu’su

Mustafa Turgut, birkaç hafta öncesine kadar Cağaloğlu Anadolu Lisesi öğrencilerinin ‘Mutu’suydu. Proje okul yönetmeliğiyle birlikte 19 yıldır görev yaptığı okuldan ayrılarak, imam hatip lisesine geçmek zorunda kaldı. Öğrencilerin öğretmenlerine veda töreninde havaya attıkları öğretmen olarak tanıdık onu.

Turgut, 57 yıl önce Zonguldak’ta bir maden işçisinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Liseyi bitirdikten sonra ‘insana dair bir meslek’ istediği için Diyarbakır Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne devam etmiş. İlk tayini ise 1987’de Tunceli İmam Hatip Lisesi’ne çıkmış. İlk öğretmenlik yaptığı bu okuldaki öğrencileriyle birlikte top oynayan, iyi ilişkiler kuran Turgut, bugün hala eski öğrenciylerinin bır kısmıyla görüştüğünü söylüyor.

4 yılın ardından İstanbul Davutpaşa Lisesi’ne geçen Turgut, 1997’de ise Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde (CAL) Edebiyat Öğretmenliği yapmaya başlamış. Turgut, CAL’daki ilk yılları şöyle anlatıyor: “Eylül’de derslere başladık. Belliydi, çocuklar iyiydi. Normal liseden gelmiş bir öğretmen olarak zorluyorlardı. Ama ilişkimiz kısa sürede düzene girdi. Okulun açılışından birkaç hafta sonra derste en arka sıradaki çocukların sakızı boyayıp, Hindistan arabası gibi bir desen yaptığını gördüm. Çocuklar bunu korkarak yapıyor, çünkü suç işlediklerini düşünüyorlardı. Sıranın arkasına geçtim ve çok güzel olduğunu, benim de yapmak istediğimi söyledim. Aldım sakızı ben de yapıştırmaya başladım, boyadım. Hatta arkasında fotoğrafını çektik. Bu, çocukları çok mutlu etti. Benim için ‘Bu otoriteden değil, özgürlükten yana’ diye düşündüler sanırım.”

'Çocukların hepsinin çekmecesinde mutlaka bir roman olur. Yani hepsi okur ve hepsinin dünyaları var. Siz tek başına müfredatı dayatırsanız, sıkıcı bir hal alır. Bilinen şeyi tekrar etmek yorucu ve uyku getirici bir şey.'
‘Çocukların hepsinin çekmecesinde mutlaka bir roman olur. Yani hepsi okur ve hepsinin dünyaları var. Siz tek başına müfredatı dayatırsanız, sıkıcı bir hal alır. Bilinen şeyi tekrar etmek yorucu ve uyku getirici bir şey.’

Müfedatı Aşmak Gerekli

Ders anlatırken, müfredatın dışına çıkmak zorunda olmasının nedeni ise şöyle anlatıyor Turgut: “Müfredat, ortalamaya göre hazırlanmış. Bu çocuklar çok çok iyi. Mesela bu çocuklara ismin hallerini anlatamazsınız. Çünkü onlar birçok şeyi bilerek geliyor. Bu nedenle müfredatı aşmanız gerekiyor.

Çocukların hepsinin çekmecesinde mutlaka bir roman olur. Yani hepsi okur ve hepsinin dünyaları var. Siz tek başına müfredatı dayatırsanız, sıkıcı bir hal alır. Bilinen şeyi tekrar etmek yorucu ve uyku getirici bir şey. Onların ihtiyacına dönük işler yapmak gerekiyor. Ne olursa olsun, öğretmen olarak öğrenmek durumundasınız. Çünkü öğrenci seviyesine ders anlatmak zorundasınız. Ayrıca öğrencinin çok iyi bildiği bir konuyu 40 dakika anlatırsanız olmaz. Bu yüzden biz de oyun oynuyorduk. Bazen sohbet ediyorduk. Birinin sıkıntısı oluyor, onun yanına oturup, konuşuyorduk. Sonuçta 40 dakikalık dersi sakız gibi uzatıp anlatmaya gerek yok. 20 dakikada anladılarsa oturursunuz oyun oynarsınız.”

Otoriyeyi Aşmak

‘Mutu’ da sayılı bir oyunu olduğunu söylüyor: “7-8 yıl önce iki ders üst üste işleyecektik. Bir öğrencim ‘Hocam bizi erken bırakın’ dedi. ‘Tamam ama beni sayı oyununda yenerseniz’ dedim. Okulun ‘Akıl Oyunları’ takımında Okan var. ‘Okan sizi yener, biz de gideriz’ dediler. Bütün sınıf Okan’ın arkasında… Okan beni yenmeye çalışıyor. Tabi yenemedi ama ama ben yine de gönderdim.

Okuldaki otoriter havayı kaldırmıştık. Mesela öğlen arasında 20-30 kişi topluca Eminönü’ne pide yemeye gidiyorduk. Ya da ‘Haydi kurufasülyeciye’ diyorduk, Süleymani’ye iniyorduk. Özetle çocukları çok yormayan, sıkmayan, aşırı saygının yerine sevgiyi koyan bir tarzı geliştirmeye çalışıyorsunuz.”

Efsane Doğulmaz, Efsane Olur: CAL’ın Mutu’su ve Vefa’nın İsmail Aktaş’ı
Efsane Doğulmaz, Efsane Olur: CAL’ın Mutu’su ve Vefa’nın İsmail Aktaş’ı

İsmail Aktaş’tan Tarih Dinlemek

İsmail Aktaş ise Vefa Lisesi’nin efsane tarih öğretmeni. 56 yaşında olan ve hayatının yarısını Vefa’da geçiren Aktaş da proje okulu yönetmeliği nedeniyle 28 yıldır görev yaptığı Vefa Lisesi’nden ayrılarak, bir Anadolu lisesinde göreve başladı.

Aktaş, her öğrencisinin doğum gününü kutlayan, onların düğüne giden, hastanede ziyaret eden, bebeği olduğunda görmeye giden, yani öğrencisinin hayatına dokunan öğretmenlerden.

Facebook’ta Grubu Var!

İsmail öğretmen için öğrencileri ‘mükemmel’ değerlendirmesi yapıyor. Öyle ki Facebook’ta ‘İsmail Aktaş’tan Tarih Öğrenenler’ adıyla grup kurmuşlar. “Tarihi öğrenirken ezber yapmaktan çok, günümüzle ilişkilendirmeyi ve gelecekle ilgili öngörü sahibi olmayı öğretir” diyen öğrencileri Aktaş’ı şöyle anlatıyor: “Kendi doğrusunu dayatmayan, 1’inci sınıf öğrencisi olsa bile herkesi büyük insan gibi dinleyip, tartışan, olaylara her zaman farklı tarafların gözünden bakabilmeyi ve objektif değerlendirmeyi destekleyen bir hoca.”

Sınav Değil, Öğrenmek Önemli

Öğrencilerinin anlatımına göre, sınav, not, Aktaş için önemli değil. Önemli olan ne kadar fikrinin olduğu. Fikir derken bu Malazgirt Savaşı da değil, gündemdeki olaylara ilişkin ne kadar fikir sahibi olduğun önemli. Bu yüzden de bir lise öğrencisi zaten 100 olan Tarih dersinden sadece sevdiği için proje alıyor.

‘Arkadaşlar, Ciddi Fikirler Üretirler!’

“Karşımdakileri çocuk ya da cahil diye herhangi bir yere koymadım. Onları hep kendime yakın, arkadaş gibi hissettim. Ve hala da öyleyim. İlk derste şöyle derim: ‘Ben size genç aydınlar demeyi tercih ederim. Çünkü eğitim zor iştir. Ve siz aydın sorumluluğunu şimdiden taşımak zorundasınız.’ İlk dersin konusu olarak da Atatürk protresinin, İstiklal Marşı’nın, Gençliğe Hitabe’nin sınıfa neden asıldığını sorar, bunu tartışırım. Ardından günümüzü konuşuruz. Derste 1920’leri de, 1990’ları da 2000’leri de konuşuruz. Çocuklar çok ciddi fikirler üretirler” diyen Aktaş, bu yüzden onlara ‘arkadaşlar’ diye hitap ettiğini ve onların sözlerini ciddiye aldığını söylüyor.

Hayata Dokunmak

Aktaş’ı efsane yapan nedenlerden biri de öğrencilerin hayatına dokunması. Zor durumda kalan öğrencilerinin eğitimine devam etmesi gerekli iletişimleri kuran, onların hayatlarını kurmasında yardım eden Aktaş, “Yardım edilmesi gerektiği durumlarda eski mezunlarla konuşuyorum ve onlar kim olduğunu sormadan, bilmeden grup kurup, yeni mezun birine destek oluyorlar. İşte ben böyle yaşıyorum, böyle mutlu oluyorum. Çünkü az para çok para almanızın bir önemi yok bu işte. Çocukların gözlerinin parlaması, mutluluklarına mutluluk katmam benim için çok önemli. Geçen gün eski bir öğrencim yolda görmüş beni. Yanıma geldi ve ‘Heyecanla hocam isiz çok özlemişim’ dedi. Öyle bir sarıldı ki bana… Bu bahtiyarlık yetiyor” diye konuşuyor.

Kaynak
Yurdagül Uygun tarafından 24 Kasım 2016 tarafından gerçekleştirilmiş ve Sözcü gazetesinde yayınlanmış röportajdan özetlenerek alınmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz