Ev Ödevi: Nasıl, Ne Zaman ve Ne Kadar?

0
Ev Ödevi: Nasıl, Ne zaman ve Ne kadar?
Ev Ödevi: Nasıl, Ne zaman ve Ne kadar?

gerçekten faydalı mıdır?’ Bu soru dünyanın her tarafındaki velilerin sordukları ve yanıtından asla emin olamadıkları soruların başında gelir ve hemen ardından başka soruları da getirir: gerçekten faydalı mıdır? İlkokul birinci ya da ikinci sınıftaki öğrencilere verilmeli midir? Eğer gerçekten faydalıysa doğru miktar ne olmalıdır? Çok ödev iyi bir öğrenme sağlar mı? Düzenli olarak verilen öğrenciler daha başarılı olurlar mı?

Ev Ödevinin Faydaları Nelerdir?

Önce bu konuya eğitimcilerin yaklaşımından söz edelim. Çok genel bir ayrımla ödev konusunda öğretmenlerin ikiye ayrıldıklarını söyleyebiliriz. Öğretmenlerin bir bölümü ev ödevini günlük öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak görür ve düzenli olarak ev ödevi verirler. Onlara göre ödev, öğrencinin konuyu kendi öğrenme hızına uygun bir şekilde yeniden gözden geçirmesini, eksiklerini fark etmesini ve konuyu daha iyi anlamasını sağlayan bir araçtır. Ev ödevi aynı zamanda öğretmenlerin de öğrencilerinin konuyu anlayıp anlamadıklarını, öğrencisinin eksik yönlerini,  gelişimini, güçlü ya da zayıf yönlerini değerlendirmesini sağlar.

Öte yandan ev ödevlerinin önemli bir işlevi olmadığını savunan eğitimci ve velilerin de sayıları giderek artmaktadır. Bu görüşü paylaşanlara göre çocuk okul dışındaki zamanını olabildiğince farkı deneyimlerle; sosyalleşerek, oyun oynayarak, bedensel etkinliklerle, arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirmelidir. Çocuğun rahatlamak, dinlenmek ve eğlenmek için kullanması gereken zamanını ev ödevleriyle geçirmesi, çocuğu hem yormakta hem de tek tip bir öğrenmeye yönlendirmektedir.

İyi Öğretmen Çok Ödev Veren Öğretmen midir?
İyi Öğretmen Çok Ödev Veren Öğretmen midir?

İyi Öğretmen Çok Ödev Veren Öğretmen midir?

Çocuklara verilen ödev miktarı öğretmenden öğretmene, dersten derse, sınıftan sınıfa değişiklik gösterir. Bununla birlikte ödevin kültürel boyutu da vardır. Pek çok  anne baba ödevin çocuğun öğrendiklerini pekişmesinin en iyi yolu olduğuna ve çok ödev veren öğretmenin en iyi öğretmen olduğuna inanırlar. Bu geleneksel düşünce beraberinde öğrenciye dair bir inancı da beraberinde getirir: En iyi öğrenci, okuldan gelir gelmez masa başına oturan ve başını kaldırmadan ödev yapan öğrencidir!

Oysa çok ödev yapan öğrenciler farklı pek çok deneyimi kaçırmış çocuklar olarak çıkarlar karşımıza. ‘iyi öğrencilik’ çoğu zaman ‘iyi bir çocukluğa mal olarak yaşanır. Öğretmenlerinin gözüne girebilmek için saatlerce uykusuz kalarak ödev yapan çocuklar, ilerleyen yılların stresli, performans kaygılı ve kendi potansiyelini yönetemeyen ergen adaylarıdır.

Bu yüzden ‘iyi’ ödev çok değil, akıllıca verilmiş ödevdir.  Veliler ve öğretmenler kendilerine  5 temel soruyu sorarak ödevin etkinliğini değerlendirebilirler.

  • Ödevin tamamlanması ne kadar sürecek?
  • Öğrenci ödevini başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan yapabilecek mi?
  • Bu ödevle sağlanacak öğrenme çocuğun geleceğine ve hayatına dokunacak mı?
  • Ödev farklı öğrenme eğilimlerini kapsıyor mu?

Kim Daha İyi Öğrenir?

Ancak şunun altını çizmeliyiz. Ödev tek başına öğrenmeyi sağlamaz. Aslında çocuklar eberleyerek, uzun saatler boyunca konu okuyarak , sorular yanıtlayarak ya da    çıkartarak öğrenmezler. Özellikle küçük çocuklar merak ederek, şaşırarak, hayrete düşerek öğrenirler.

Öğrenmenin olmazsa olmaz koşulu ise değişmez. En doğal ve içten öğrenmenin gerçekleşmesi için çocuğun kendisini güvende hissetmesi,  öğretmenine inanması ve sevildiğini hissetmesi gerekir. Sevilen, ailesiyle, öğretmeniyle güvene dayanan, sağlıklı ilişkiler kuran, kendisini ifade edebilen çocuklar daha iyi öğrenir. Böyle durumlarda çocuğun beyni oxitosin salgılar. Oxitosin hem çocuğun büyümesine hem de huzurlu bir şekilde öğrenmesine  destek olur.

Kim Ne Kadar Ödev Veriyor?

Peki o zaman çocuklara ne kadar ödev verilmelidir? Örneğin 2013 yılında Phonix Üniversitesi Eğitim Fakültesinde gerçekleştirilen bir araştırmada yüksek akademik sonuçlarıyla tanınan bir okulda çalışan öğretmenlere genel olarak öğrencilere ne kadar ödev verdikleri sorulur. Öğretmenler anaokulundan beşinci sınıfa kadar ortalama olarak haftada toplam 3 saatin altında; altıncı sınıftan sekizinci sınıfa kadar haftada toplam 3.2 saatin altında; dokuzuncu sınıftan lise son sınıfa kadar haftada toplam 3.5 saatin altında ödev verdiklerini belirtirler.

Doğal olarak bu rakamlar öğretmenlerin bireysel olarak verdikleri ödev sürelerini göstermektedir.  Yani öğrencinin toplam ödev yapma süresini bulmak için bu süreyi ders sayılarıyla çarpmak gerekir.

Doğru Ödev Miktarı/Süresi Nedir?
Doğru Ödev Miktarı/Süresi Nedir?

Doğru Ödev Miktarı/Süresi Nedir?

Bununla birlikte dünyanın pek çok ülkesinde, ABD’de Ulusal Eğitim Derneği tarafından belirlenmiş genel bir standart kabul görmektedir. 10 dakika kuralı olarak da bilinen bu kurala göre çocukların eğitim gördükleri her yıl için 10 dakika ödev yapmaları okulda öğrendiklerinin sindirilmesi ve öğrenmenin gerçekleşmesi için yeterlidir.

Örneğin ilkokul birinci sınıftaki öğrencinin 10 dakika, ikinci sınıftaki öğrencinin 20 dakika, üçüncü sınıftaki öğrencinin 30 dakika ev ödevi yapmaları (her yıl için artarak ilerleyecek şekilde) öğrenmenin yanısıra aileleriyle zaman geçirmelerine de fırsat vermektedir.  Sınıflar artıkça süreler de uzamakta ve ortaokul yıllarında çocuklar daha uzun süreler ödev yapmakta ya da konu tekrarı yapmaktadırlar.

Süre mi? İçerik mi?

Bununla birlikte deneyimli eğitimcilerin ve velilerin akıllarına hemen gelecek olan düşünceyi biz de burada yazalım. Önemli olan ödevin süresi değil, içeriğidir.  Ödevin niteliğini belirleyen ise bambaşka unsurlardır: Ödevin okulda anlatılan konuyu temsil etmesi,  doğru soruları sorması ve düşündürmesi, öğrencinin öğrenme ihtiyacını karşılaması, zorluğunun öğrenciye göre düzenlenmiş olması ve öğrenciye kendisini anlamış hissettirmesi gibi. Öğretmen verdiği ödevle öğrettiği konu ya da beceri arasında doğrudan ve anlaşılabilir bir bağlantı olduğundan emin olmalı; öğrenci yeni becerilerini ödeviyle hayata geçirme şansını elde etmelidir. Ancak böyle planlanmış bir ödev çocuğun öğrenmesine katkıda bulunabilir.

10 dakika kuralıyla ilgili akla gelebilecek bir başka düşünce de ödev yapma süresinin öğrenciden öğrenciye değişecek olmasıdır. Bir öğrencinin 5 dakikada tamamlayacağı ödevi bir başkası 15 dakikada tamamlayabilir. Ancak bu süre kullanımı da başlı başına öğrencinin kavrama düzeyinin bir göstergesidir.

Bununla birlikte 10 dakika kuralı gerek velilere gerekse eğitimcilere ev ödevlerini fonksiyonu konusunda net bir mesaj vermektedir. Ev ödevinin amacı günün kısa bir tekrarını sağlamaktır. Öğrenme evde devam etmeyecek; çocuk aynı uygulamayı defalarca tekrar etmeyecek en önemlisi öğrenme okulda, sınıfta tamamlanacaktır. Yine ev ödevi, çocuğun anne babasının yardımına ihtiyaç duyacağı hatta ebeveynin tamamlamak zorunda kalacağı bir görev haline gelmeyecektir.

Küçük Çocuklar Ödevden Çok da Fayda Görmez

Öte yandan öğretmenlerin ödevlere ilişkin deneyimleri özellikle küçük çocukların ödevlerden pek fayda göremediklerini kanıtlamaktadır.  Özellikle okulun  ilk yıllarında çocuklar uzun ödevlerden ise öğrenmenin, okumanın tadını alabilecekleri küçük etkinliklere ihtiyaç duyarlar. Anne babayla okunacak kitaplar, harflerle ilgili bir oyun  ödev yapmaktan daha önemlidir.

Sınıflar Büyüdükçe Ödevin Önemi Artar

Çocukların yaşı büyüyüp ders çalışma alışkanlıkları geliştikçe, ödev yapmak da daha etkili bir faaliyet haline gelir. Öğrencinin ders çalışma becerileri gelişmiş, konulara dair hakimiyeti yükselmiştir.

Zaten sınıfı da ilerlemiş olacağı için daha fazla çalışma yapacaktır. Örneğin 6. Sınıftaki bir çocuk bir saatlik bir çalışma yapmalıdır.  ‘Bir saat ödev’ süresini görünce gülümsediğinizi, 6. ya da 7. sınıftaki bir öğrencinin çalışma süresi 3-4 saatten az olmaz dediğinizi görür gibi oluyoruz. Oysa ergenliğin dolu dizgin gittiği bu dönemlerde uzun süreli ödevler çocukların okuldan soğumasına neden olan ene temel faktörlerdendir. Sürenin çok artması çocuğun konsantrasyon süresinin düşmesine, motivasyonunun azalmasına neden olur.

Önceki İçerikKavgalı Evde Büyümek: Çocuğunuz Ne Kadarını Tolere Edebilir?
Sonraki İçerikGreta: Hepinizin Desteğine Çok İhtiyacımız Var!
1969 Lüleburgaz doğumludur. İstanbul Üniversitesi ve Buckingham Üniversitesi’de İşletme Yönetimi eğitimi almıştır. Mesleki hayatına ‘Öğrenme’ üzerine çalışmalar yaparak başlamış, ASTD’nin Eğitim Yönetimi sertifikasını alarak Türkiye’de Kurumsal Eğitim Yönetimi, İhtiyaç Analizi, Eğitim Etkinliğinin Dört Basamaklı Analizi seminerlerini vermiştir. Bu dönemde ‘Yeniden Öğrenme’ (Nobel) adlı kitabı yayınlanmıştır. 2000-2016 yılları arasında bir özel eğitim kurumunda yönetici olarak çalışmış aynı zamanda Beyin Temelli Öğrenme, Eğitim Psikolojisi, Yetişkin Eğitimi alanında çalışmış; Fatma Gök ve Rıfat Okçabol’lun derslerine katılmış; Michael Apple, Peter Mayo, Jerrold Lyne Kachur, Mike Cole, Roger Dale, Susan Robertson, Peter Mclaren gibi eğitimcilerin seminerlerine katılmıştır. 2008-2013 yılları arasında Birgün Gazetesi Eğitim Sayfasında köşe yazıları yazmış, 2014’te Aileye Rağmen (Asi Kitap) adlı kitabı yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz