Kategoriler: Eğitimciler İçin

Matematik Başarısı: Yetenek mi? Beceri mi?

Google Reklam

Matematikle aranız nasıl? Matematik başarısı sizin için su içmek kadar kolay mı? Karmaşık problemleri görünce kaygıyla titreyenlerden mi yoksa atılıp bir çırpıda çözüverenlerden misiniz? Bir başka deyişe matematikte yetenekli misiniz? Sahi nedir bu matematik yeteneği? Gerçekten matematik yeteneği diye bir şey var mıdır? Peki, neden bu kadar az sayıda insan bu yeteneğe sahiptir?

Bu sorular hepimizin aklından defalarca geçmiştir. Çoğumuz için matematik zor, ürkütücü hatta imkansızdır. Çocuklarımız anaokulu yıllarından başlayarak matematiğin ne kadar zor bir ders olduğunu işitir ve cesaretlerini yitirirler. Hatta bazı öğretmenlere göre matematik az sayıda öğrencinin sahip olabildiği özel bir yetenektir. Peki ama işin gerçeği nedir? Matematik sadece doğuştan yetenekli olanların başarabileceği bir alan mıdır? Dünyaya matematik yeteneğiyle gelmeyen öğrenciler başarısızlığa mahkum mudur?

Yetenek mi? Beceri mi?

Bu makalede bu sorunun yanıtını aramaya çalışıyoruz: Matematik başarısı nedir?  Bu başarı doğuştan gelen bir yetenek mi yoksa çocukluğun ilk yıllarından başlayarak yapılan çalışmalarla geliştirilebilecek bir beceri midir?

Aynı sorunun izini süren ve John Hopkins Üniversitesi’nden Melissa Libertus, Lisa Feigenson ve Justin Halberda tarafından gerçekleştirilen güncel bir çalışma, bizlere bildiğimizin ötesinde bilgiler sunuyor ve yeni bir beceriyle tanıştırıyor: Yaklaşık Sayı Duygusu.

Yaklaşık Sayı Duygusu Nedir?

Araştırmanın hipotezi çocukların matematik yeteneği ile yaklaşık sayı duyguları arasında olası bağın varlığını değerlendirmek. Yaklaşık Sayı Duygusu, çocukluktan itibaren sahip olunan sayısal çokluğu anlamaya yönelik bir sezgiyi tanımlıyor. Örneğin bir çocuğun iki tabaktan hangisinde daha fazla şeker olduğunu, hangi sepette daha çok oyuncak olduğunu doğru tahmin etmesi onun Yaklaşık Sayı Duygusunun geliştiğini gösteriyor. Bazı ilkokul öğretmenlerinin oynadığı Tahmin Kavanozu oyunu da bu algıyı geliştirmeye yönelik bir çalışma.

Tıpkı bu oyunlarda olduğu gibi araştırmanın ilk basamağında da 3-5 yaşındaki çocuklardan bilgisayar ekranında yanıp sönen mavi ve sarı renkteki noktalara bakarak hangi renkteki noktaların daha fazla olduğunu tahmin etmeleri isteniyor. Araştırmanın ikinci basamağında ise çocuklara temel matematik becerilerini ve sahip oldukları kelime dağarcığını ölçen bir test uygulanıyor.

Sayı Duygusu Matematik yeteneğinin belirleyicisi olabilir mi?

Araştırma sonuçları, sayı duyusu ile matematik yeteneği arasında gerçekten güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. Yaklaşık sayı duyguları daha gelişmiş olan çocuklar, matematik testlerinde daha başarılı oluyorlar ve matematiksel işlemleri daha kolay kavrıyorlar. Sayı duygusu büyük olasılıkla çocukların matematiksel işlem ve kavramları anlamalarını kolaylaştırıyor.

Bu araştırma, aynı zamanda ebeveynler için önemli bir mesajı da barındırıyor: Çocuklarının yaklaşık sayı duygusunun geliştirerek, gelecekteki matematik becerisini olumlu yönde etkileyebilme şansını sunuyor ve iyi bir matematik başlangıcı yapmak için çocuklarında neye odaklanmaları gerektiği konusunda bir ipucu veriyor.

Matematiğe Yaklaşımımız Düşündüğümüzden Daha Etkili

Matematik başarımızı etkileyen bir başka kriter ise matematiğe karşı geliştirdiğimiz yaklaşım. 2010 yılında gerçekleştirilen bir başka saha çalışmasına göre ABD’de her 10 yetişkinden 3’ü kendilerini matematikte kötü olarak nitelendiriyor. Ayrıca 18-34 yaşındakilerin yarısından fazlası matematikte dört işlemden daha fazlasını yapamadıklarını söylerken, üçte birine yakını karmaşık bir matematik problemleriyle uğraşmaktansa evlerinin tuvaletini temizlemeyi tercih ettiklerini belirtiyorlar.

İki Temel Yaklaşım: Varoluş mu? Çaba mı?

Peki bu önyargıyı kaldırmak matematikte başarılı olmak konusunda bize fırsat sunabilir mi? Purdue Üniversitesi’nden Patricia Linehan’a göre insanlar bir konuyu öğrenirken birbirine zıt iki inanç belirliyorlar. Bu inançların ilkinde kişiler belirli bir konudaki becerilerinin o konuya yönelerek artacağına inanıyorlar. “Artırımlı yönlendime” adı verilen bu inancı taşıyanlar, çalışarak ve pratik yaparak becerilerinin gelişeceğine inanıyor ve konu ne olursa olsun emek vererek ilerliyorlar.

İkinci yaklaşımda ise kişinin varlığına dönük bir inanış bulunuyor. Böyle düşünenler kişinin doğuştan sahip oldukları kapasitelere inanıyor;  kişinin varlığının olduğu halden daha fazla gelişemeyeceğine inanıyorlar. “Ben böyleyim”, “ben bu kadarım” inancı kişinin gelişiminin önünde bir duvar olarak yükseliyor.

Peki bu iki inanış öğrencilerin akademik başarılarını nasıl etkiliyor? Bu sorunun yanıtını bir başka araştırmada buluyoruz. Beş yıl süresince, 5. sınıftan 10. sınıfa kadar 3.520 öğrencinin matematik beceri gelişimi haritasını çıkartan bir başka araştırma, matematik başarısının ardındaki düşünsel yaklaşımı gösteriyor. Öğrencileri, PALMA Matematik Testindeki performanslarına göre sıralayan bu araştırma aynı zamana öğrencilerin çalışma alışkanlıkları ve matematiğe duydukları ilgiyi de değerlendirmeye katıyor.

Çaba, Zekanın Önüne Geçiyor!

Araştırma bulgularına göre özellikle erken sınıflarda, yüksek bir IQ ile matematik testinden alınan yüksek puan arasında güçlü bir bağ bulunuyor. Ancak ilerleyen sınıflarda bu bağ yerini başka bir eğilime bırakıyor: öğrencilerin ders çalışma alışkanlıkları ve çalışma biçimleri.

Buna göre çalışırken matematikle günlük hayat arasında bağlantı kuramayan ve daha çok ezbere güvenen öğrenciler fazla gelişme gösteremezken; sınav için değil matematikte ilerlemek için çalışan ve öğrendiklerini hayata geçirmeye çalışan öğrenciler yıllar içinde tutarlı bir ilerleme sergiliyorlar.  Ayrıca öğrencilerin motivasyon kaynakları da ders çalışma biçimlerini etkiliyor. Sistemli şekilde çalışan, etkili çalışma teknikleri uygulayarak matematikte daha iyi olabileceklerine inanan öğrenciler gelişirken; matematik yeteneğinin doğuştan geldiğine ve geliştirilemeyeceğine inanan öğrenciler uzun uzun ders çalışmak yerine, ezberlemeyi tercih ediyorlar.

Motivasyon Kaynağı: Akademik Başarıyı Şekillendiriyor

Bir başka deyişle öğrencinin motivasyon kaynağı onun akademik gelişimi üzerinde de fark yaratıyor. Matematik ilgilerini çektiği için bu derste daha iyi olmaya çalışan öğrenciler, sadece sınavlardan iyi notlar almak için çalışan öğrencilere göre daha tutarlı bir başarı sergiliyor.  Araştırmayı yöneten Kou Murayama’ya göre “IQ testleri tarafından değerlendirildiği şekliyle zeka, eğitim hayatının ilk yıllarında matematiksel yetkinliği geliştirmeyi sağlasa da, sonraki yıllarda motivasyon ve çalışma becerisi çok daha etkili bir rol oynamakta.”

Bu makale ilginizi çektiyse “Öğretmen ve Ebeveyn İnançları Matematik Başarısını Nasıl Etkiler?”  ve “Matematikçi Bir Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Temel Öneri” adlı yazılarımıza da göz atabilirsiniz.

Google Reklam
Eğitim Kolektifi

Leave a Comment

Yeni Yazılar

Kızların İlk Kahramanı ya da “Uçak Babama Selam Söyle!”

Annesiyle geliştirdiği ilişki ne kadar sıcak olursa olsun bir kız çocuğunun babasıyla geliştirdiği ilişki vazgeçilmezdir.…

1 hafta önce

Babalık Etkisi Nedir? Babalar Neden Önemlidir?

Ebeveynlik tarzları, çocukların gelecekteki mutluluğunu ve başarısını derinden etkiler. Bu hepimizin hemfikir olduğu bir bilgidir.…

1 hafta önce

eğitimde bir yıl daha biterken…

ve 21-22 öğretim yılı da kapanıyor. her öğretim yılı başında yeni yıla dair planlama ve…

2 hafta önce

“Müziksiz Bir Hayat Hatadır*” Çünkü…

  Başlamadan önce: Ait olma arzusu temel bir insan motivasyonudur. Oksitosin, başkalarıyla sosyal olarak bağlı…

3 hafta önce

Eğitim Yılını Bitirirken Kalpleri Yumuşatacak 4 Anlamlı Etkinlik

  Eğitim yılı sona eriyor. Dönemin son günlerinde öğrencilerinizle sadece sohbet etmek yerine uygulayabileceğiniz ve…

3 hafta önce

Okullar Değişiyor: İşte Dünyanın En Güzel 7 Okulu

  Eğitim zihnin ve çocukların sınırlarının zorlanmasıdır. Ancak nedense bu önemli işi, yüzyıllardır hiç değişmemiş…

3 hafta önce