Michael Apple ve Eleştirel Okul Teorisi: Eğitim Toplumu Gerçekten Değiştirebilir mi?

Eğitim Politikaları
michael apple

Michael Apple, son dönemlerde Eleştirel Pedagojinin yetiştirdiği en tanımış ve etkili isimlerin başında gelmektedir. Bu etkinin temel nedeni, Apple’ın içinden çıktığı Eleştirel Pedagoji geleneğinin klasik argümanlarına getirdiği açılım ve okulların toplumdaki güç odaklarıyla kurduğu karmaşık ilişkileri açıklamadaki başarısıdır.

Apple’ın etkisini artıran bir başka yönü ise, akademisyen kimliğiyle başa baş giden aktivist kişiliğidir. Güney Kore’den Latin Amerika’ya, Saraybosnalıların kaldığı mülteci kamplarından Katrina Kasırgası’nın yaşandığı New Orleans’a kadar dünyanın pek çok köşesinde eğitimle ilgili süreçleri yakından izlemiş, muhalif eğitimci gruplarla iletişime geçmiş, okulların neo-liberal politikalarla dönüşümüne direnen öğretmenlerin seslerini dünyaya duyurmuştur.

Yaklaşımının Fransa’dan Bourdieu, Althusser İngiltere’den Bernstein, Young, Whitty, Willis, İtalya’dan Gramsci, İsveç’ten Kallos, Lundgren ve ABD’den Bowles ve Gintis’in fikirlerinden etkilendiği belirten Michael Apple, Eleştirel Pedagojinin ikinci kolu olarak bilinen Eleştirel Okul yaklaşımının içinde yer almaktadır. Apple’ın yaklaşımının üç temel alanda yoğunlaştığı söylenebilir:

  • okulların ekonomik, politik ve kültürel güç odaklarıyla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi açıklamak;
  • müfredat ve örtük müfredat gibi pedagojik araçları kullanarak kültürel normların yeniden üretimini gözler önüne sermek; ve
  • bütün olumsuzluklara rağmen okulların toplumu dönüştürebilmek için sahip olduğumuz en önemli eylem alanlarından olduğu fikrini savunmak.

Okul: Vasat Toplumun Yeniden Üretimi mi?

Apple, Eleştirel Pedagojinin geleneksel diline nasıl bir açılım getirmiştir? Bunu açıklayabilmek için, öncelikle Eleştirel Pedagojinin okulların işlevi konusundaki geleneksel yaklaşımına göz atmak gerekir. Çok basite indirgeyerek anlatırsak, Eleştirel Pedagoji, okulların toplumdaki eşitsizlikleri sorgusuz sualsiz kabul etmeye hazır pasif öğrenciler yetiştiren; resmi ve örtük müfredatlar yoluyla yaşanan kültürü yeniden üreten kurumlar olduğunu anlatır. Toplum, eğitim aracılığıyla bilgili, sorgulayan, üreten kuşaklar yaratılacağına inanırken, okullar günlük hayatın eşitsizliklerini, önyargılarını, ayrımcılığını normalleştirir; ekonomik model ve ideolojileri tek doğru olarak benimsetir. Bir yandan bir “bilgi yuvası” olmanın ayrıcalığından faydalanarak ortalama norm ve değerleri meşru bilgi haline getirirken, bir yandan da yeni kuşakların sorgulama, eleştirme gücünü ellerinden alır.

Okullara dönük başka eleştiri de liyakata dayalı, adil bir toplumsal hiyerarşi yaratma konusundaki başarısızlığıdır. Okullar pedagojik araçları kullanarak demokratik ve adil bir toplum piramidi inşa etmek yerine mevcut eşitsizlikleri desteklerler. Bowles, Samuel ve Gintis’in işçi ailelerinin çocuklarına kurallara uyma, otoriteyi sorgulamama, dakik olma gibi işçilerin ihtiyaç duyacağı becerilerin, orta sınıf aile çocuklarına liderlik, esneklik gibi beyaz yakalı çalışanların ihtiyaç duyabileceği becerilerin öğretildiği savunan çalışması bu konudaki en klasik örnektir.

Michael Apple’a göre ise bu yaklaşım bir çıkış noktası olarak doğru olmakla birlikte, sınırlı ve eksiktir. Öncelikle okulların yeni kuşaklara pasiflik ve kabullenme öğrettiğine ve tek tip eğitim yaptığına dair yorumlar, okulların işlevini basite indirger. Çünkü okullar çok katmanlı ve dinamik yapılardır. Birbirlerinden farklı bilgi ve deneyimlere sahip olan eğitimcilerin bilgi, yorum ve eleştirileri aynı zamanda okulların farklı kurumlarla girdikleri ilişkiler okulu basit bir tekrar üretim yeri olmanın ötesine taşır.

Öte yandan okulların öğrenci cephesi de yeterince “pasif” değildir. Okulların işçi ailelerinin çocuklarına “işçi olmayı” öğrettikleri tezi, -bu semtlerdeki okullarda görev yapan öğretmenlerin de yakından bildiği gibi- tam olarak gerçeği yansıtmaz. Learning to Labour, adlı çalışmasında Willis’in altını çizdiği gibi, öğretilen bilginin “öğrenci tarafından sadece bir kısmının kabul edilmesi ve çoğu zaman da öğretilenlerin ve anlamlarının büyük bölümünün ya da tümünün hemen reddedilmesi çok daha büyük olasılıktır.”

Okulu Anlamak İçin Güç İlişkilerine Bak!

Oysa okulun gerçek işlevini anlayabilmenin yolu, bu kurumun toplumdaki güç odaklarıyla kurduğu ilişkiyi gözlemlemekten geçer. Okulların kurduğu çok sesli ilişkiler, hem ürettiği bilginin hem de topluma verdiği mesajın tekrar tekrar dönüşümünü sağlar. Bu yüzden de:[4]

Eğer okulların ne yaptığını anlamak istiyorsak o ülkede kültürün ve ekonominin nasıl kontrol edildiğine bakmamız gerekir. (…) Yani bilginin dağıtımı ile ekonomik güç ve kültürel normlar el ele gider. Ancak bu bizim düşündüğümüz basit modelden çok daha karmaşık şekillerde gerçekleşir.

Bir başka deyişle:

Ekonomik güç ve kontrol ile kültürel güç ve kontrol birbirlerine bağlı olacak şekilde diyalektik olarak iç içe geçmişlerdir. Bu nedenle okulun özellikle üç güç odağıyla kültürle, iktidarla ve ekonomik sistemle olan ilişkisi toplumdaki işlevinin belirleyicisidir.

İki Düzeyde Üretim

Okullar, bu güç ilişkilerini yorumlayarak iki düzeyde üretim yapar: İlk üretim ekonomiktir; okullar ülke ekonomisi için şirketlerin talep ve beklentilerine uygun işgücünü şekillendirirler. Bu amaçla sınavlar, başarı sıralamaları yapar; öğrencilerini birey ya da vatandaş kimliğiyle eşdeğer şekilde “çalışan” olarak kimliklendirirler.

Ancak ekonomik yapı, faaliyetini sürdürebilmek için ortak kültürel değerlere de ihtiyaç duyar. Bu nedenle de okullar en az işgücüne uygun özneler üretimi kadar önemli olan bir süreci daha yönetir: Ekonomik yapının beklentilerine uygun kültürel normların üretimini ve dağıtımını yaparlar. Günlük hayatı yönlendirecek değer ve tasarımları ortaya koyar, onları savunur, öğretir, toplum tarafından benimsenmesini sağlarlar.

Kültürel normların üretimi önemlidir; çünkü belirli bir kesimin bilgisini, geniş kesimler tarafından kabul gören meşru bilgi haline getirebilme işlevi, toplumu şekillendirmenin temel koşullarındadır. Kendi dilini hakim kılabilen kurumlar, ekonomik ya da kültürel olarak öne çıkar, kendi argümanlarını dinletir, farklı biçimlerde liderlik gösterirler.

Eğitim Toplumu Değiştirebilir mi?

Şimdi gelelim o ünlü soruya… Yaptığı işe gönlünü vermiş her öğretmenin meslek hayatı boyunca en az bir kez aklından geçen o soruyu hem çok okunan bir kitaba hem de eğitim dünyasının en ünlü sorularından birine dönüştüren Apple, nasıl bir duygu ile bu soruyu sormuştur? Bu sorunun ardında okulların işlevine dönük bir yılgınlığın mı yoksa geleceğe dönük umutlu bir okul tasarımının mı izleri vardır? Büyük olasılıkla yanıt, her ikisi de değildir. Bu soruyu sorarken Apple’ın hareket noktası, toplumu okulların geldiği noktayı sorgulamaya ve eğitimcileri –her zamankinden çok acil olarak- harekete geçirme ihtiyacıdır. Çünkü Apple’a göre:

Piyasacı uygulamalar eskisinden çok daha baskın bir şekilde okulları metalaştırmakta, eğitim kurumlarının bütün kademelerindeki öğretmenler bilime, ulusal ve uluslararası rekabetçiliğe olan katkılarıyla değil, sadece sınav sonuçlarıyla değerlendirilmekte böylece okullun doğasındaki temel bilgelik ortadan kaldırılmaktadır. Bu yaklaşım tüm eğitim kurumlarının temelinde yatan sevgi, ilgi ve dayanışmayı zihinlerden silmektedir. Öğretimi sadece performans değerlendirme ile yargılama baskısı, bu eğilimlerin sadece bir göstergesi ama bu güçlü bir göstergedir.

Peki okulların ve öğretmenlerin üzerlerindeki bu baskıya rağmen toplumu daha iyiye dönüştürmeleri mümkün müdür? Okulun işlevini kurduğu güç ilişkileri üzerinden tanımlayan Apple’a göre bu soruyu sorduğumuzda kendimizi nerede, hangi güç ilişkisinin yanında tanımladığımız önem taşır. Bu yüzden sorduğu ilk soruyu yeni açılımlarla destekler:

‘Bu soruyu kimin perspektifinden soruyoruz ve cevaplandırıyoruz?’ ve

‘Bu sorulara verilecek cevaplara göre hareket edecek öğretmenler kimlerdir?’

Bu öğretmenler örneğin sorunlar karşısında ilerici şekilde mücadele edebilecek (Counts), toplumsal sınıf ve ırk ilişkilerinin önemini kavrayarak, azınlık gruplarıyla kolayca iletişime geçebilecek (Du Bois), kolektif kimlikler inşa edebilecek, ırk temelli hakim hiyerarşilerle stratejik şekilde başa çıkabilecek (Woodson) öğretmen ve öğrenen rolleriyle, “resmi bilgiye” ve popüler bilgiye kökten şekilde meydan okuyacak eğitim vizyonuna sahip olup dünyayı okumayı ve yazmayı başarabilecek (Freire) becerilere kendilerini adayabilecekler ya da neyin eğitim olarak tanımladığına dair derin bir sorgulama başlatabilecekler (Apple) midir? Belki de en önemlisi bunları sürekli değişim gösteren bir kültürel sermaye, neoliberal politikalar ve kültürel, dinsel dönüşümler, kesişimler ve gerilimlerin baskısı altında yapabilecekler midir? Apple şöyle açıklar:

[Çünkü tıpkı] kendisini sevgi, ilgi ve dayanışma normları çerçevesinde yeniden düzenlemeyen ve bunun için mücadele etmeyen bir toplumun eşitlik konusunda ciddi bir toplum olarak [nitelendirilemeyeceği gibi] hayata akılcı ve insancıl şekilde yaklaşmayı öğretmeyen bir eğitim sistemi de eğitim olmaktan çok, bir çeşit terbiye olacaktır.

Peki öğretmenler insanı, duygusal değer ve normları temel alan bir eğitim oluşturmanın sorumluluğunu hissedebilecekler midir? İşte Apple açısından -başka pek çok faktörün yanısıra- okulların toplumu dönüştürebilmesinin koşulu bu duyarlılıktır.

 

Bu makale ilginizi çektiyse “Michael Apple: Yeni Liberalizm Okulları Nasıl Yapılandırdı?” adlı yazımıza da göz atabilirsiniz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ahmet Yıldız. Eğitim Ve İktidar’a Dair. Alındığı Tarih: 26 Eylül 2022. Alındığı Yer: https://www.academia.edu/ | Arşiv Bağlantısı
  • R. Welter. (2007). Samuel Bowles And Herbert Gintis. Schooling In Capitalist America: Educational Reform And The Contradictions Of Economic Life. SAGE Publications, sf: 270-270. doi: 10.1177/000271627642600166. | Arşiv Bağlantısı
  • P. Willis. (2017). Learning To Labour. ISBN: 9781138421844. Yayınevi: Routledge.
  • M. Apple. (2006). Eğitim Ve İktidar. ISBN: 9789944572415. Yayınevi: Kalkedon. sf: 240.
  • M. W. Apple. (2017). Eğitim Toplumu Değiştirebilir Mi?. ISBN: 9786051700977. Yayınevi: Anı Yayıncılık.

Bu makale Evrim Ağacında 30 Eylül 2022 tarihinde Evrim Ağacı’nda yayınlanmıştır.

Etiketler: eğitim toplumu geliştirebilir mi, eleştirel pedagoji, michael apple

İlginizi Çekebilir

Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Edin

Eğitim Kolektifi’nin Büyümesine Destek Olun!

İçeriklerimizi beğeniyorsanız daha fazla okuyucunun bize ulaşmasına destek olun.
Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edin, Beğenin, Paylaşın.

Takipte Kalın!

Facebook sayfamızı beğenin ve yeni yazılarımızdan haberdar olun.

Reklam

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

milli eğitim bakanı olsaydım kitap
eğitim kolektifi milli eğitim bakanı olsaydım kitap satın al

Milli Eğitim Bakanı Olsaydım

90 

Ahmet Yıldız, Ayşegül Kanal, Cem Demirayak, Gözde Durmuş, Engin Karadağ, Erdal Atıcı, Erdal Küçüker, Esergül Balcı, Fevziye Sayılan, Feyzi Coskun, Gökçe Güvercin-Seçkin, Gözde Durmuş, Hasan Aydın, M. Cansu Balcı, Meral Uysal, Mustafa Gazalcı, Niyazi Altunya, Nurcan Korkmaz, Orhan Özdemir, Reşide Kabadayı, Rıfat Okçabol, Selen Balcı, Ş. Erhan Bağcı, Vildan Özdemir
Eğitim Kolektifi Yayınları
eğitim kolektifi milli eğitim bakanı olsaydım kitap satın al

Milli Eğitim Bakanı Olsaydım

90 

Ahmet Yıldız, Ayşegül Kanal, Cem Demirayak, Gözde Durmuş, Engin Karadağ, Erdal Atıcı, Erdal Küçüker, Esergül Balcı, Fevziye Sayılan, Feyzi Coskun, Gökçe Güvercin-Seçkin, Gözde Durmuş, Hasan Aydın, M. Cansu Balcı, Meral Uysal, Mustafa Gazalcı, Niyazi Altunya, Nurcan Korkmaz, Orhan Özdemir, Reşide Kabadayı, Rıfat Okçabol, Selen Balcı, Ş. Erhan Bağcı, Vildan Özdemir
Eğitim Kolektifi Yayınları
Reklam

En Yeniler

En Popüler

Dosyalar

Reklam