Post- Covid Senaryoları: Yeni Normalin Okulları Nasıl Olacak?

Eğitim Politikaları
yeni normalin okulları nasıl olacak
Reklam
A+ A-

“Eskiden bilgileri çocukların kafalarına zorla tıkıştırırdık ama bunu yapmanın bir mantığı vardı. Oysa bugün çocuklarımıza bu şekilde öğrettiğimiz bilgilerin neredeyse tümü 2050’de önemsiz ve geçersiz olacak. 2050’nin dünyasına ayak uydurabilmek için teknik becerilerimizi kullanıp yeni ürünler ya da fikirler üretebilmekten çok, kendimizi tekrar ve tekrar üretebilmek zorunda kalacağız.”

Eğer Harari’nin eğitimin geleceğine dair makalesini kaleme alındığı 2018 yılında okumuş olsaydık, büyük olasılıkla okuduklarımızın ilgi çekici bir gelecek senaryosu olduğunu düşünecek ama hemen sonrasında hayatlarımıza kaldığımız yerden devam edecektik. Nasıl olsa Harari’nin sözünü ettiği 2050’ye ulaşmamıza daha çok uzun zamanımız vardı!

Oysa makalenin yayınlanmasından sadece 2 yıl sonra eğitimin döşümü açısından bambaşka bir noktadayız. COVID-19’la birlikte başlayan süreç, gerçekleşmesinin yıllar alacağını düşündüğümüz dijital eğitim dönüşümünün, dünyanın en yoksul ülkeleri de dahil olmak üzere milyonlarca eve, sadece birkaç hafta içinde ulaşmasını sağladı. Daha önemlisi, başka değişimlerin yaşanacağına bizi ikna edecek şekilde ‘Okullar bir daha asla eskisi gibi olmayacak!’ cümlesi kulaktan kulağa fısıldanmaya başlandı.

Peki nasıl bir değişim yaşayacağız? Okullar gerçekten kapanacak mı? Bundan 10 yıl sonra çocuklarımıza bir zamanlar okul adı verilen bir ‘yer’ olduğunu ve yüzlerce yıl boyunca insanoğlunun buralarda ‘şekillendiğini’ mi anlatacağız? Okulların tek amacının 19. yüzyıl fabrikalarının ihtiyaçlarına uygun işçiler yetiştirmek olduğunu mu söyleyerek okulları mı kötüleyeceğiz? Ya da kendimizi dijital eğitimin daha demokratik, eşitlikçi ve bilimsel bir eğitim modeli olduğuna mı inandıracağız?

2025 Hedefi 350 Milyon Dolar!

Aslına bakarsanız, eğitimin giderek daha fazla dijitalleşeceğini ve kara tahtalı okulların gözden düşeceğini tahmin etmek için COVID-19’a ihtiyacımız yoktu. Sadece 2019 yılında gerçekleşen eğitim teknolojileri yatırımlarının 18.66 milyar doları bulduğu ve 2025’te toplam pazarın 350 milyar dolara ulaşmasının beklendiği bir çağda, COVID-19 eğitimde dijitalleşmeyi çok daha görünür hale getirmekten başka bir işlev üstlenmedi.

Bununla birlikte COVID-19 süreci bize eğitimi dijitalleştirirken hala çözmemiz gereken önemli sorunlarımız olduğunu da gösterdi. Bu sorunların en büyüğü kuşkusuz teknolojiye ulaşma konusunda yaşanan fırsat eşitsizliği.

Gençler Arası Dijital Uçurum Sanıldığından Derin!

Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre, COVID-19 sürecinde, dünya çapındaki 186 ülkede eğitimine ara veren öğrencilerin sayısının 1.2 milyona ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak, okula gitmeme nedenleri aynı olsa da öğrencilerin pandemi günlerinde birbirlerinden oldukça farklı deneyimler yaşadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü öğrencilerin bir bölümü eğitimlerine mekan değişikliğinden başka hiç fark olmamışçasına rahatça devam edebilirken; bir başka bölümü ise öğrenmeyi hayatlarından çıkartacak kadar kesin bir eğitim yokluğu yaşadılar.

Pandemi sürecinde, -okulların varlığı nedeniyle daha önce üzerinde fazla durmadığımız- gençler arası Dijital Uçurum ilk kez böylesine net ve ciddi bir şekilde gündemimize oturdu. Kuzey Avrupa ülkeleri, Japonya, Singapur gibi sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen ülkeler dışında neredeyse dünyanın her ülkesinde bilgisayar ve internet erişiminde yaşanan eşitsizlik, COVID-19 sürecinde uzaktan eğitiminin en temel tartışma maddesi haline geldi. ABD’de bile 15 yaşındaki öğrencilerin %25’inin bilgisayar erişiminin olmadığı düşünüldüğünde, dünyanın gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerinin nasıl bir bilgi uçurumuyla karşı karşıya kalacaklarını tahmin etmek zor olmayacaktır. Bir başka deyişle, eğitimdeki dijitalleşmenin eğitim hizmetlerinde bugün de var olan temel sorunları ortadan kaldırmak yerine sadece ambalajını yenileyeceğini iddia etmek abartılı bir yorum olmayacaktır.

Nasıl Bir Model?

Peki “yeni” eğitim modeli nasıl olacak? Öncelikle yaklaşan modelin, bütünüyle dijitalleşmiş bir öğrenme olmayacağının ve okulların bütünüyle kapanmasının zor olduğunun altını çizelim. Büyük olasılıkla, “yeni eğitim” adını vereceğimiz model, okulların farklı dijital teknolojilerle desteklendiği hibrit bir model olarak karşımıza çıkacaktır.

Bu hibrit modeli öğretmenleriyle birebir ilişkiye, sosyalleşmeye ve yapılandırılmış öğrenmeye ihtiyaç duyacak küçük öğrencileri okullara; öğrenme ihtiyaçlarını kendileri yönetebilecek yaşta olanları ise dijital seçeneklere yönlendirecek bir sistem olarak düşünebiliriz.

Ancak yine de şu sorular üzerine düşünmeliyiz: Dersleri okulda değil de ekran karşısında yapmanın, bilgi edinmek için kitaplar yerine bilgisayarları kullanmanın eğitimin özüne dönük bir etkisi olacak mıdır? Önlerindeki parlak ekranlar hala çocuklarımıza fizik formülleri ezberletmeye, okuma parçaları otoriter değerleri benimsetmeye, müfredat yüz yıllık bilgileri öğretmeye ve sistem çocuklarımızı “iyi”, “kötü”, “başarılı”, “başarısız” olarak etiketlemeye devam edecekse bu değişimin bir anlamı olacak mıdır? Eğer dijitalleşme eğitim felsefesini kökten değiştirmeyecekse o zaman “yeni bir eğitim”den söz edebilmek mümkün müdür?

Hangi Teknoloji Değil; Nasıl Bir Felsefe!

Bu yüzden de geleceğin eğitimini oluşturmaya çalışırken amaç “eski” sistemin araçlarını değil, felsefesini değiştirmek olmalıdır. Yeni eğitim, öncelikle 20. Yüzyıl eğitiminin temelini oluşturan tektipçiliğin; bütün çocukları aynı tornadan geçirip birbirlerinin aynısı insanlar yaratma çabasının yerine her çocuğun kendi benzersizliğinin tadına varabileceği bir varoluş süreci olabilmelidir. Öğrencileri geometri formülleri, periyodik tablo ya da endoplazmik retikulum hakkında ezberlediklerinden çok becerileriyle değerlendirmek; insan odaklı, bireysel farklılıklara odaklanmış, fırsat eşitliği sağlayan, rekabetten çok işbirliğini öğreten bir eğitim felsefesi yaratmak yeni sistemin belkemiğini oluşturmalıdır.

Üstelik, eğitim tarihinde ilk kez elimizde bu hedefleri gerçekleştirmemizi, her öğrenciye farklı gelişim ve öğrenme hedefleri sunmamızı sağlayacak bir altyapıya sahibiz. Bu nedenle de “yeni eğitimi” tasarlarken “ne, ne kadar” soruları yerine “nasıl” sorusuna odaklanmaya özen gösterebiliriz. Örneğin hepsi birbirinden yaratıcı, özelleştirilmiş ve esnek çözümlerle dolu eğitim yazılımlarının önümüze sunulduğu bir dönemde, sormamız gereken “Hangi teknolojiye yatırım yapalım?” ya da “Hangi yazılımları kullanalım?” yerine, “Nitelikli bir öğrenme ortamı yaratabilmek için dijital çözümlerden nasıl faydalanalım?” gibi sorular olmalıdır.

Öğretme Yerine, Öğrenme Kültürü

Güney Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden William G. Tierney eğitimin geleceğinde yaşanacak en büyük dönüşümün pasif öğretme kültüründen, aktif bir öğrenme kültürüne geçiş olarak tanımlıyor. Bu süreçte öğrenciler, kendilerine uygun yer ve zamanlarda; kendi istedikleri konularda bireysel ya da gruplar içinde öğrenebilecekler. Bu dönüşümün belki de en umulmadık sonucu ise şimdiye kadar pasif dinleyiciler olan öğrencilerin öğrenmek ve gelişmek için ciddi emek vermek zorunda kalacak olmaları.

Bu değişiklik doğal olarak öğretmen ve okulların da rolleri üzerinde değişiklik yaratacak. Bu dönüşümde öğretmenlerin yeni görevi, sınıf yönetmek, sınavlar yapmak yerine bilgiyi araştırıp öğrenirken öğrencilere destek olmak olacak. Okullar, ise öğrenmenin gerçekleştiği değil, farklı öğrenme etkinliklerinin koordine edildiği bir öğrenme merkezi haline gelecek.

Bu dönüşümün hangi ülkede, hangi okullarda ve hangi düzeylerde gerçekleşeceği, kimlerin slogan ve reklamların ötesine geçerek nitelikli ve dönüştürücü bir “Yeni Eğitim” yaratabileceklerini ise zaman gösterecek. Ancak bu dönüşüm sırasında dünyanın her köşesindeki eğitimciler olarak aklımızda bulundurmamız gereken çok önemli bir nokta var: Bugün yapacağımız tercihler, alacağımız kararlar ve başlatacağımız uygulamalar “yeni eğitim”in temel taşlarını oluşturacak. Bu nedenle hepimiz, yeni bir çağa ve yeni topluma doğru evrildiğimizi aklımızdan çıkartmandan hareket etmeliyiz.

Etiketler:
Reklam

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Takipte Kalın!

Facebook sayfamızı beğenin ve yeni yazılarımızdan haberdar olun.

Bunlar da Var

En Yeniler

En Popüler

Narsist Ebeveynler Öfkeli ve Kırgın Çocuklar Yetiştirir

Narsistik Kişilik Bozukluğunun Masum İşaretleri

Son zamanlarda toplumda narsizmin yükselişiyle ilgili yazılar okuyor, çevrenizdeki insanların eskisine göre çok daha kendilerine dönük olduğunu fark ediyor ve belki de kendi kendinize soruyorsunuz: ‘Yoksa ben de biraz narsist…
çocuğumun hiç arkadaşı yok

Çocuğumun Hiç Arkadaşı Yok!

Çocuğunuzun okulda arkadaşı yok mu? Çocuğunuz yalnız ve mutsuz mu? Çocuğunuz arkadaşı olmadığı için okula gitmekte zorlanıyor mu? Çocuğum arkadaşları tarafından dışlanıyor mu diyorsunuz? Çocuğunuzun arkadaşlık kuramama nedenleri nelerdir ve…

Dosyalar

Reklam
Menü