Nihilist Öfke: Anlamları Tüketmiş Dünyanın Çocukları

nihilist gençler
nihilist gençler

Bir meslek lisesinin koridorlarında yankılanan ses henüz dinmemişti ki, bu kez bir ortaokulda benzer bir haber düştü önümüze.

İki olay arasında sadece bir gün vardı. Ama mesele zaman değildi. Mesele, farklı yerlerdeki öfkenin birbirinin aynısı olmasıydı.

Bir açıdan bakarsanız, bu iki olay arasında doğrudan bir bağ olmadığını düşünebilirsiniz ama insan ruhu doğrusal işlemez. Bazen bir hikâye, başka bir hikâyenin eşiğini düşürür, onu tetikler. Psikolojide Werther etkisi olarak bilinen bu durum, özellikle kırılgan zeminlerde daha güçlü yankı bulur. Ama burada daha derin bir katman var.

Son yıllarda giderek daha fazla karşımıza çıkan bir olgu: Nihilist şiddet.

Hiçbir anlamın kalmadığına, hiçbir değerin tutunmaya değmediğine inanan bir zihin…
Kaybedecek bir şeyi olmadığını hissetmeyen bir iç dünya…
Bu noktada şiddet, bir amaçtan çok bir ifade biçimi.
“Bir şey değiştirmek” için değil, “hiçbir şeyin anlamı kalmadığını göstermek” için.

Ve bu zemin artık sadece bireysel değil.

Algoritmaların Yankı Odalarında Büyüyen Dijital Radikalleşme

Dijital çağ, yalnızlığı görünmez kılarken onu derinleştiren bir alan da yaratıyor.
Algoritmaların yankı odalarında, öfke besleniyor, yabancılaşma büyüyor, gerçeklik çarpılıyor.
İşte burada dijital radikalleşme devreye giriyor.

Bir genç, odasında tek başına otururken dünyaya karşı öfkesini pekiştiren içeriklerle karşılaşabiliyor.
Kendini ait hissedeceği sağlıklı bağlar kuramazken, onu daha da koparan düşünce kalıplarına tutunabiliyor.

Bu yüzden mesele artık sadece “bireysel sorunlar” değil.
Mesele, bireyin içinde bulunduğu psikososyal ekosistem.

Bir tarafta duyulmayan duygular,
diğer tarafta onları keskinleştiren dijital alanlar…

Ve biz çoğu zaman yine sonuca bakıyoruz.
Oysa asıl soru hâlâ orada duruyor:
Bu noktaya gelene kadar kim, neyi fark etmedi?

Belki de artık sormamız gereken soru şu:
Sadece olanı anlamaya mı çalışacağız,
yoksa olma olasılığı için de sorumluluk alacak mıyız?

Çünkü geleceği korumak, sadece kurumların değil; hepimizin görevi.

Bir öğretmenin fark eden bakışında, bir ebeveynin gerçekten dinleyen varlığında,
bir arkadaşın “iyi misin?” sorusunu gerçekten sormasında saklı bu sorumluluk.

Ve belki de en önemlisi, dijital dünyada neyi görünür kıldığımızda…

Unutmayalım:
Bir çocuğun karanlığa ne kadar yaklaştığını bazen en son biz fark ederiz.
Ama onu ışığa yaklaştıracak olan da yine biz olabiliriz.

Çünkü bazı çığlıklar çok geç duyulur.
Ama eğer zamanında fark edilirse belki de hiç yükselmez.

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.

Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Edin

Instagram

Eğitim Kolektifi’nin Büyümesine Destek Olun!

İçeriklerimizi beğeniyorsanız daha fazla okuyucunun bize ulaşmasına destek olun. Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edin, Beğenin, Paylaşın.

Dosyalar

Reklam