Türkiye’de süreklileşen ekonomik krizin yama tutamayacak durumda olması nedeniyle hükümet krizi yönetmek üzerinden stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Krizin gün yüzüne çıktığı 2018 yılından bugüne faizin baskılanması seçim dönemlerinde savunuldu. Bu durumun iktisadi sonuçları olduğu kadar siyasal islamcıların tabanına bir seslenme aracı haline de dönüştü. Faizin haram olduğuna dair duyarlılığı olan yurttaşların da gönüllerini hoş edecek bir uygulamaydı aynı zamanda. Geçmişte Yimpaş-Kombasan gibi şirketler hisselerini satışa çıkardığında biz size faiz değil kar ortaklığı teklif ediyoruz demişlerdi. Bahsettiğim şirketlerin merkez olarak tercih ettikleri illerin Yozgat ve Konya olması tesadüf değil. Şirketlerin o dönemki gücü etkileyiciydi. Sonucu itibariyle ise yaşattıkları mağduriyette çok büyük olacaktı.
Mehmet Şimşek’in Maliye bakanı olmasıyla birlikte faiz baskılama ısrarı da sona erdi. Kamu tasarruf tedbirleri bütün kamu kurumlarını içine alırken, doların karşısında TL’nin değer kaybı önemsenmeyerek yeni dönem yoluna hızla bir giriş yaptı. İnsanların zaruri ihtiyaçlarındaki artış her yıl artarak sürerken bu duruma paralel bir şekilde şirketlerin kar oranları da artış gösterdi. Ekonomi yönetiminde önemsenen yerde burası oldu. ENAG’a göre Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Eylül ayında %3,79 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise %63,23 olarak gerçekleşti. Halkın alım gücü azalırken, işçilerin ücretleri asgaride ortaklaştırılırken Eğitime ayrılan bütçede kamuya yük olarak değerlendiriliyor. Öğretmen atamalarındaki yetersizlik yine okullara temizlik ve güvenlik personeli görevlendirmemeleri, tahtaya yazı yazmak için kullanılacak kalemin velilerden istenmesi bu durumun en açık örneklerini oluşturuyor.
Son 23 yılda eğitim sisteminde yaşanan bir çok köklü değişimlerle bilimsel eğitimin yerine imam hatip okullarının, tarikatların yaygınlaşması hedeflendi. Müfredatlardaki değişikliklerle sınav odaklı, ders içeriklerinde dini referansların alındığı bir süreç öğrencilere dayatılıyor. 2023 yılında ÇEDES programıyla Milli eğitim bakanlığı, Gençlik ve spor bakanlığı ile Diyanet işleri başkanlığının imzaladıkları protokolle din görevlileri okullarda derslere girerek çocuklara eğitim verebilmekte. Bu başlıkta yaşanan bir kaç olayı sizinle paylaşmak istiyorum.
20 Aralık 2023 tarihinde Muğla’nın Menteşe ilçesinde öğrenciler mezarlığa götürüldü. 26 Şubat 2024 tarihinde Kars’ta bir ortaokulda maket mezar kuruldu ve öğrencilerin ağıt yakması istendi. 29 Şubat 2024 tarihinde Isparta’da bir okulda çocuklara bıçak verildi, ellerine kelepçe takılıp fotoğraf çektirildi.
Ekonomik krizle birlikte ise meslek okullarının sayısının artırılması, sermaye sınıfının ara eleman ihtiyacına karşılık bir strateji eğitimdeki gericileşmeyle koçbaşı ilerliyor. MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) 2019-2020 yılları itibariyle kademeli olarak hayata geçirildi. Çocuklar 1 gün okula gidip 4 gün iş yerine giderken alacakları ücrette devlet tarafından finanse edilecekti. Bu uygulama yaygınlaşarak devam ederken şimdi zorunlu eğitim tartışmaya açıldı. Lise eğitiminin kısaltılması söz konusu. Milli eğitim bakanı zorunlu eğitim süresiinin çok uzun olduğunu iddia ediyor. Sermaye sınıfı da aynı fikirde. Üniversite yaşına gelene kadar çocukların meslek öğrenmesi gerekliymiş. Milyonlarca genç işsiz iken çocukların emeğine bu kadar önem affedilmesinin vardır bir anlamı. Söyleyelim o zaman. Çocukların ucuz iş gücü olmasının yanında itaatkar olmaları aldıkları ücrete, yaptıkları işe bir itiraz geliştirememeleri çocuk işçiliğine olan ilgiyi artırmakta.
Ekonomik krizle birlikte yoksulluk derinleşirken bunu fırsata çevirecek adımlarda ardı ardına geliyor. Geçinmekte zorlanan ebeveynler çocuklarının hem bugününü hem de geleceğinin kaygısıyla çocuklarını MESEM’lere kayıt ettiriyor. Şimdide zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla birlikte çocuk işçiliğindeki artışta devam edecek. Eylül ayında en az 9 çocuk çalışırken yaşamını yitirmişken çocuk işçiliğini artıracak adımlar atılmaya devam ediyor.














