Yapay Zeka, günümüzün yeni tanrısı. Özellikle de eğitimde yapay zekanın yükselişi, bazı uzmanlara göre “benzeri görülmemiş bir dönüşüm” olarak tanımlanıyor. Bu bir çok açıdan doğru olsa da, insanlık tarihine dair bildiklerimiz bize bu süreci eleştirel ve dikkatli bir bakış açısıyla değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. O zaman gelin tarihe bakarak başlayalım ve teknolojinin, eğitimi nasıl yalnızca bir kez değil, bir çok kez kökten dönüştürdüğünü görelim.
Tarihe Kısa Bir Bakış
15. yüzyılda Johannes Gutenberg’in matbaayı icat etmesiyle el yazması metinlerin tekeli sona erdi. Artık kitaplar seri üretimle çoğaltılabiliyor ve bilgi, geniş kitlelerin erişimine açılıyordu. Bu gelişmenin eğitim üzerindeki etkisi son derece derindi. Bir tarihsel analizde şöyle denir: “Matbaanın sağladığı erişilebilirlik, bilgiye ulaşımı herkes için mümkün hale getirmiş ve toplumda okuryazarlığın evrimine zemin hazırlamıştır.”
Matbaa öncesinde öğrenciler bir dersin anlatımını dinlemek için uzak yerlere seyahat etmek ya da bir kitabın nadir bulunan tek nüshasını paylaşmak zorundaydı. Bu nedenle eğitim sadece küçük bir azınlığın elde edebildiği özel bir hak, bir ayrıcalıktı. Ancak matbaanın ardından ders kitapları ve kütüphaneler eğitimin vazgeçilmez parçaları haline geldi. Kitapların ucuzlaması ve yaygınlaşmasıyla birlikte okuryazarlık oranları da hızla arttı.
Peki, Bu Değişim Öğretmenlerin Rolünü Nasıl Etkiledi?
Öğretmenler artık bilginin tek kaynağı olmaktan çıktı. Onların rolü, öğrencileri ellerindeki metinler aracılığıyla yönlendirmek ve bilgiyi anlamlandırmalarına yardımcı olmak şeklinde yeniden tanımlandı. Ancak bu dönüşüm herkes tarafından memnuniyetle karşılanmadı. 16. yüzyılın en önde gelen tartışmalarından biri, kitaplara kolay erişimin öğrencileri zihinsel tembelliğe sürükleyeceği ya da yanlış bilgilerin yayılmasına neden olacağı üzerindeydi.
20. yüzyılın sonlarına gelindiğindeyse internetin ve dijital teknolojilerin yükselişi, geleneksel eğitimi bir kez daha derinden sarstı.
2000’lerin başında, internet erişimine sahip bilgisayarlar sınıflarda tahta kadar vazgeçilmez bir araç haline geldi. Artık uzak bir köyde yaşayan öğrenci, üniversite kütüphanesinin yanında oturan öğrenciyle aynı bilgiye ulaşabiliyor. Günümüzde öğrencilerin neredeyse %49’u, en az bir çevrimiçi ders ya da öğrenme deneyimi yaşamış durumda. Bu oran, geniş bant internetin yaygınlaşması ve özellikle COVID-19 salgını sırasında uzaktan eğitime duyulan ihtiyaçla birlikte hızla arttı. 2011 ile 2021 yılları arasında, Kitlesel Açık Çevrim İçi Dersler’e (MOOC) kayıtlı öğrenci sayısı yaklaşık 300.000’den 220 milyonun üzerine çıktı.
2025 yılı itibarıyla yapay zeka, tıpkı 1990’ların sonu ya da 2000’lerin başında internetin keşfinin hissettirdiği gibi bir izlenim uyandırıyor. Yapay zeka bizler için büyük potansiyel vadediyor , hem heyecan hem de kaygı yaratıyor ve eğitimin geleceğine dair önemli soruları gündeme taşıyor.
Ancak, nasıl ki matbaa öğretmenlerin yerini almadı; onların daha fazla öğrenciye ulaşmasını sağladı, internet de okulları gereksiz kılmadı, yalnızca rollerini yeniden tanımladı.
Yapay zekanın da öğretmenlerin ya da okulların yerini alması pek olası görünmüyor. Bunun yerine, bu yeni teknoloji onları dönüştürmeye hazırlanıyor.
Çarpıcı ve Derin Bir Değişim
OpenAI, ChatGPT’yi kullanıma sunduğunda, bu teknoloji kısa sürede dünyanın dört bir yanındaki sınıflarda ve çalışma gruplarında kendine yer buldu. Öğrenciler artık ChatGPT’yi her zaman ulaşılabilir bir eğitmen gibi kullanıyor; karmaşık kavramları açıklamasını istiyor, alıştırma soruları oluşturmasını talep ediyor ve yazdıkları metinler hakkında geribildirim alıyorlar.
Yakın tarihli bir anket, öğrencilerin yaklaşık %48’inin okul çalışmaları için haftada en az bir kez ChatGPT ya da benzeri yapay zeka tabanlı sohbet robotlarını kullandığını ortaya koydu. Bu oran, yalnızca bir yıl içinde 27 puanlık bir artış anlamına geliyor. Öğretmenler de yapay zekayı benimsiyor: %46’sı ChatGPT’yi haftalık olarak kullanıyor; özellikle ders planlaması ve not alma gibi işlemleri kolaylaştırmak için tercih ediyorlar.
Bu seviyede isteğe bağlı özel ders desteğinin sağlanması, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir durumdur; en iyi finanse edilen okullar dahi her öğrencinin her an kişiselleştirilmiş eğitim desteği almasını sağlayamaz. Oysa yapay zeka sayesinde pek çok öğrenci artık cebinde bir öğretmene sahip.
Başlangıçta, ABD’deki okulların yapay zekaya yönelik bazı tepkiler vardı. 2023’ün başlarında birçok okul bölgesi, kopya çekme endişesiyle ChatGPT’ye erişimi okul ağlarında engelledi. Ancak ilkbahar aylarına gelindiğinde bu yaklaşım değişmeye başladı. Mayıs 2023’te New York kentindeki devlet okulları, yasağı kaldırarak öğretmenlerin yapay zekayla birlikte öğretmesi gerektiğini kabul etti.
NotebookLM, DeepSeek, Squirrel AI…
Elbette, eğitimi dönüştüren tek yapay zeka aracı ChatGPT değil. Öğrenciler artık çeşitli akademik görevleri yerine getirmek için Gemini 2.0’a da başvuruyor. Bu çok modlu yapay zeka, yakın zamanda ekranları izleyip gerçek zamanlı yanıt verebilme özelliğini tanıttı. Teknik olarak ifade etmek gerekirse, “bu sistem uzaktan ekran izleme ve cihazlar arası içerik paylaşımı” sağlıyor ve bu sayede yapay zeka sanal bir laboratuvar asistanı gibi işlev görebiliyor. İlk gösterimlerde Gemini, kullanıcıların ekranlarını izleyerek ve sesli komutları dinleyerek yazılım eğitimlerinde rehberlik etti.
Google’ın deneysel projesi NotebookLM de dikkat çekici örneklerden biridir. Bu platform, öğrencilerin ve araştırmacıların kendi notlarını, ders kitaplarını ya da makalelerini kişisel bir yapay zeka arşivine yüklemesine olanak tanıyor. Yapay zeka bu materyali işleyerek kişiselleştirilmiş araştırma asistanı gibi çalışıyor.
Yapay zeka destekli çalışma araçları da hızla yaygınlaşıyor. Duolingo gibi dil öğrenme uygulamaları artık yapay zeka tabanlı konuşma pratiği sunuyor; öğrenciler, hatalarını düzelten bir botla konuşarak öğreniyor. Popüler flashcard platformu Quizlet ise “Q-Chat” adlı etkileşimli bir yapay zeka eğitmeni tanıttı; bu araç, öğrencilere interaktif sınavlar uygulayarak öğrenmeyi destekliyor. Kodlama, matematik gibi spesifik alanlara yönelik olarak geliştirilen yapay zeka öğretmenleri de mevcut.
Bu alandaki en dikkat çekici örneklerden biri Çin’de uygulanıyor. Ancak bu örnek DeepSeek değil. Çin’deki “Squirrel AI” adlı yapay zeka destekli özel ders platformu, kişiselleştirilmiş öğrenmeyi benzeri görülmemiş bir ölçekte yaygınlaştırdı. Ülke genelindeki binlerce etüt merkezinde öğrenciler, bire bir dersler için Squirrel AI kullanıyor. Sistem, milyonlarca öğrenci etkileşimini içeren geniş bir veri tabanını analiz ederek her dersi bireysel ihtiyaçlara göre uyarlıyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre Squirrel AI “halihazırda 24 milyondan fazla öğrenciye hizmet veriyor” ve öğrenme davranışlarına ilişkin 10 milyardan fazla veri noktası toplayarak öğretim yöntemlerini sürekli geliştiriyor.
Öğretmenlik Rolünün Yeniden Şekillenişi
Eğitimde yapay zekayla ilgili pek çok soru işareti hala gündemde olsa da, bu dönüşümün ön saflarında öğretmenlerin yer aldığına yürekten inanıyorum. Mevcut koşullarda, kaosun ve sürekli değişimin ortasında uyum sağlamak ve denge kurmak, izlenebilecek en sağlıklı yol gibi görünüyor.
Gerçekten Zor Bir İkilem!
Pek çok eğitimci, yapay zekayı mesleki pratiklerine yaratıcı biçimlerde entegre etmenin yollarını arıyor. Örneğin bazı öğretmenler, konuşmayı metne dönüştüren ya da anlık çeviri sağlayan araçlar aracılığıyla disleksi gibi öğrenme güçlüğü yaşayan ya da ana dili İngilizce olmayan öğrencileri desteklemek için yapay zekadan faydalanıyor. 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, anaokulundan 12. sınıfa kadar tüm düzeyindeki öğretmenlerin yapay zekayı en sık kullandıkları alan, özel gereksinimli öğrencilere destek sunmak olmuş.
Bunun yanı sıra, sınav soruları hazırlamak, sınavlara hazırlık sürecini hızlandırmak ya da okuma materyallerini öğrencilerin seviyelerine göre otomatik olarak uyarlamak için de yapay zeka kullanılmakta.
Öngörülü bazı eğitimciler ise yapay zekayı yeni beceriler öğretmek için bir fırsat olarak görüyor. ChatGPT’nin yalnızca birkaç saniyede bir kompozisyon yazabildiği bir dünyada, bazı öğretmenler odaklarını eleştirel düşünme, kaynak değerlendirme ve metin düzenleme becerilerine yöneltmiş durumda.
Ancak her öğretmen bu dönüşüme hazır değil. Eğitim teknolojileri hızla gelişirken, öğretmenlerin bu alandaki donanımını artırmaya yönelik hizmet içi eğitimlerin yetersiz kalması ciddi engel oluşturuyor. Nitekim tüm öğretmenlerinin %70’inden fazlası, yapay zeka araçlarına yönelik mesleki bir eğitim almadığını bildiriyor.
Bu nedenle birçok eğitimci ya süreci kendi başına çözmeye çalışıyor ya da yapay zekayı tümüyle kullanmaktan kaçınıyor ki bu da tamamen anlaşılabilir bir tutumdur. Yapay zekanın eğitimdeki etkisi arttıkça, yapılandırılmış eğitim programlarına ve açık politika metinlerine olan ihtiyaç da giderek büyüyor. Öğretmenler şu tür sorular soruyor:
Yapay zeka ve akademik dürüstlükle ilgili sorunları nasıl ele almalıyız?
Yapay zeka destekli ödevler nasıl anlamlı bir şekilde derslere entegre edilebilir?
Öğrenci verilerinin yapay zeka sistemlerinde kullanımı konusunda hangi etik ilkeler geçerli olmalı?
Bu gibi karmaşık sorular birkaç satırla yanıtlanabilecek türden değil (nitekim OpenAI bile güvenilir bir yapay zeka tespit aracı geliştirebilmiş değil). Bu süreçte öğretmenler, çevrim içi forumlar ve mesleki öğrenme toplulukları aracılığıyla deneyimlerini paylaşarak birbirlerinden öğreniyorlar.
Eğitimciler arasında giderek daha fazla kabul gören ortak görüş şu: Yapay zeka bir araçtır, öğretmen değil. Nitelikli öğretim daima ilişki kurmaya, ilham vermeye ve rehberlik etmeye dayanır ki bunlar, hiçbir algoritmanın taklit edemeyeceği unsurlardır.
Yapay zeka, cebirle zorlanan bir öğrenciye kişiselleştirilmiş alıştırmalar sunabilir; ancak o öğrencinin özgüvenini yeniden inşa eden, asıl anlamı ve cesareti kazandıran kişi öğretmendir.
İzlediğimiz Yol: Cevaplardan Çok Sorular Var
Bu kırılma anında artık açıkça görülüyor ki, eğitimde yapay zekanın yükselişi gelip geçici bir heves değil. Bu gelişme, ders kitaplarının yaygınlaşması ya da internetin yükselişi kadar dönüştürücü bir çağın başlangıcını simgeliyor.
Bundan on yıl sonra sınıflar tamamen farklı bir şekle bürünebilir; yapay zeka, günlük öğrenme pratiklerine öyle bir bütünleşmiş hale gelebilir ki, bugün henüz tam anlamıyla kavrayamadığımız şekillerde eğitimi yeniden tanımlar. Eğer yapay zeka destekli özel öğretmenler her an erişilebilir hale gelirse, “okul” kavramı da baştan tanımlanabilir. Öğrenme, artık belirli bir mekana ya da zamana bağlı olmayabilir; her yerde ve her zaman gerçekleşebilir.
Ancak bu heyecan verici ihtimallerin yanında, geleceğe dair akıllarda beliren sorular cevaplardan çok daha fazladır.
Yapay zeka gerçekten eğitimi daha iyi bir noktaya mı taşıyacak, yoksa aşırı bağımlılık, bilgi kirliliği ve etik sorunlar gibi yeni zorluklara mı yol açacak?
Öğrenmenin merkezinde insani unsurların yer almasını nasıl garanti altına alacağız?
Eğitimin, öğrenci ile bilgisayar arasında duygusuz bir alışverişe dönüşmemesi için, insan unsurunun öğrenmenin merkezinde kalmasını nasıl sağlarız?
Yapay zekanın eğitime etkisi büyük olasılıkla zaman içinde, inişli çıkışlı bir seyirle açığa çıkacak. Bu süreçte zorluklar da yaşanabilir. Okullarda yaşanan bir yapay zeka suistimali kamuoyunda endişe yaratabilir ya da teknolojik dönüşümün hızına ayak uydurmaya çalışan öğretmenler ve öğrenciler tükenmişlik hissi yaşayabilir. Bu gibi anlar, yapay zekanın eğitimdeki ilerleyişini yavaşlatabilir; ancak aynı zamanda toplumsal ölçekte daha derinlikli bir değerlendirme fırsatı da sunabilir.
Bir eğitimcinin ifade ettiği gibi:
Öğrencilerimizin yapay zekayı kullanacakları kesin. Asıl mesele şu: Biz onlara bu aracı sorumlu ve etkili biçimde kullanmayı öğretecek miyiz?”
Bugün dünyanın dört bir yanında öğretmenler, öğrenciler ve kurumlar bu soruya yaratıcılıkla ve kararlılıkla yanıt vermeye çalışıyor. Kara tahtalardan sohbet robotlarına uzanan bu dönüşümde eğitim, yeniden tasarlanıyor. Eğer bilgi paylaşımını sürdürür ve eğitimde fırsat eşitliği ilkesinden ödün vermezsek, yapay zeka destekli sınıflar bizi daha kişiselleştirilmiş, daha katılımcı ve küresel ölçekte daha bağlantılı bir öğrenme çağının eşiğine taşıyabilir.
Kaynak:
Bu makale, Medium’da yayınlanmış olan ” Teaching in the age of AI … A Renaissance or the end of an era? ” (The PyCoach. (2024, February 19).adlı makaleden Cansu Bozkurt tarafından çevrilmiştir.














