Yapay Zekasız 30 Gün: Öğretmen Olarak Kendime Dair Öğrendiklerim

Yapay Zekasız 30 Gün adlı makalenin özellikle son bir kaç yıldır bütün çalışmalarını yapay zeka ile yapan öğetmenlerin ilgisini çekeceğini umuyoruz:

Yapay Zekasız 30 Gün

Bazılarımıza hala çok yeni ve yabancı gelse de bir kısmımız şimdiden yapay zeka kullanmadan işini yapamaz hale geldik. Ben de onlardanım. Yapay zeka kullanmak, her işimi önce yapay zekaya danışmak benim adeta doğam haline geldi. Bu araçlardan uzak geçen bir ay, bu kısa zamanda geldiğim nokta hakkında durup düşünme ve yeniden değerlendirme fırsatı sundu.

Her şey şöyle başladı. Yoğun bir okul gününün ardından, kalabalık bir metroyla eve dönerken, bir yolcunun koltuklar arasına düşürdüğü AirPod’unu telaşla aradığını fark ettim. İlk içgüdüm ne oldu dersiniz? ChatGPT ’ye ne yapmam gerektiğini sormak. Bu teknolojik refleks beni oldukça şaşırttı. Böyle bir durumda neden ChatGPT’yi düşünmüştüm ki? Bu gerçekten yardımcı olabilir miydi? Ve daha da önemlisi, endişelenmeli miydim?

Bu küçük farkındalık, son aylarda kendimde giderek daha sık sezmeye başladığım bir durumu bir kez daha fark etmemi sağladı:

Yapay zeka araçlarına olan alışkanlığım, düşünme biçimimi temelden etkilemeye başlamıştı. Öğretmenlik pratiğimde, planlamadan değerlendirmeye kadar birçok aşamada bu araçlara başvurur hale gelmiştim. Ancak bu bağımlılığın sınırlarını ve etkilerini hiç gerçekten sorgulamamıştım. İşte bu yüzden, kendime meydan okuyarak üretken yapay zeka araçlarından tamamen uzak 30 günlük bir deneyim başlattım.

“Yapay Zekasız 30 Gün” (NOAID) adını verdiğimiz bu deneysel detoks süreci, arkadaşım Sandro Rybarik ile birlikte tasarlandı. Başlangıçta eğlenceli bir deney olarak ortaya çıkmış olsa da, zamanla kolaylığın bilişsel bedellerine dair çarpıcı bir içsel yolculuğa dönüştü. Eğitimde yapay zekanın sorumlu kullanımını savunan biri olarak, şimdi başkalarına da benzer bir sorgulama sürecini ciddi biçimde değerlendirmelerini öneriyorum.

Neden Zekaya Mola Verme Gereği Duydum?

Kasım 2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana, öğretmenler yapay zekanın kullanımı konusunda ikiye bölünmüş durumda: Kimi bu teknolojiyi benimserken, kimi tamamen yasaklanması gerektiğini savunuyor.

Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi’nde yazma eğitimi veren bir akademisyen olarak, ben de ChatGPT’nin işimde giderek daha yararlı hale geldiğini fark ettim: Ders fikirleri üretmek, toplantı özetleri çıkarmak ve günlük işlerimi hızlandırmak gibi konularda bana büyük kolaylık sağlıyordu. Öğrencilerimin çoğu da üretken yapay zekadan benzer şekilde fayda görüyordu—zorlayıcı kavramları sadeleştirmek, karmaşık akademik metinleri özetlemek ve yazılarına geri bildirim almak için bu araçları kullanıyorlardı.

Ancak bir gün, bir öğrencim bana şöyle dedi: “ChatGPT’nin özetlediği araştırmaları bir türlü aklımda tutamıyorum.” ChatGPT’nin, öğrencilerin makalelerini ‘daha akademik’ hale getirmeleri amacıyla kullanılması, içimde alarm zillerini çaldırdı.

Kendi sesinden vazgeçerek bu aracı kullanan öğrencim, aslında gözden geçirme sürecinin sunduğu temel öğrenme fırsatlarını da atlamış oluyordu—yani argümanlarını netleştirme, kanıtları yeniden değerlendirme ve düşüncelerini geliştirme imkanlarını. Öğrencilerimin yazarken ya da metinlerini revize ederken neden ChatGPT’ye başvurduklarını anlayabiliyorum; fakat yine de favori öğrenme kitaplarımdan biri olan Make It Stick’teki önemli bir ilkeyi düşündüm: “Kolay öğrenme, kumda yazmak gibidir: bugün var, yarın yok.”

Yapay zeka araçlarıyla gerçekleştirilen bilişsel yük devrinin (cognitive offloading) etkilerine ilişkin araştırmalar henüz erken aşamalarda olsa da giderek artıyor. Microsoft’un yürüttüğü bir araştırma gibi çalışmalar, yapay zekanın zihinsel yetilerimiz üzerindeki etkilerine dair ilk uyarı sinyallerini veriyor. Bu araştırma, üretken yapay zekanın çalışan verimliliğini artırdığını kabul ederken, aynı zamanda eleştirel düşünmeyi zayıflatabileceğini, uzun vadede bağımlılık yaratabileceğini ve bireysel problem çözme becerilerini köreltebileceğini öne sürüyor. Elbette daha fazla kanıta ihtiyaç var, ancak benim bir ay süren yapay zeka detoksu deneyimim, bu araştırma bulgularıyla büyük ölçüde örtüşüyor.

Eğitimde yapay zekanın olağanüstü bir potansiyel sunduğuna inanıyorum; fakat ölçüsüz ve gelişigüzel kullanımı, insan öğrenmesini şekillendiren değerli zihinsel süreçleri sessizce aşındırıyor olabilir.

Yapay Zekasız 30 Gün Bana Ne Öğretti?

Son iki yıl boyunca üretken yapay zeka araçlarını neredeyse her gün kullanmış biri olarak, bu araçlar olmadan yaşamak oldukça zorlayıcı oldu. İlk gün, bir akademik makaleyi özetlemenin ya da bir fikri netleştirmenin kolaylığını özlediğimi fark ettim. Kullandığım neredeyse tüm teknolojik araçların içinde artık yapay zeka yerleşik hale gelmişti: Microsoft Office uygulamaları, Outlook, Google Dokümanlar, LinkedIn, hatta telefonum ve internet tarayıcım bile… Bunun üzerine, toplantı, ders ve atölye hazırlıklarımı yeniden kağıt ve kalemle yapmaya başladım.

Bu süreç beni yavaşlattı; zihnimde genellikle birbiriyle çarpışan fikirler sessizleşti ve teknolojiye yönelme isteği giderek azaldı. Yapay zekadan alınan geri bildirimler olmadan yazdığım ilk taslaklar daha dağınıktı; ancak çok daha özgün, daha samimi ve fikirlerimi çok daha isabetli biçimde yansıtıyordu.

Bu deneyim bana sürecin, ortaya çıkan üründen daha kıymetli olduğunu yeniden hatırlattı. Böylece, düşünsel temellerimi çok daha sağlam bir şekilde inşa etmiş oldum. Evet, verimliliğim ve hızım kesinlikle yavaşladı, ancak daha derin bir çalışmaya dalıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. ChatGPT’den tavsiye almak yerine, gerçek insanlarla görüşüp yanıtlarını beklemek durumunda kaldım. Bu süreç, fikirlerimle daha uzun süre baş başa kalmamı, belirsizlikle yüzleşmemi ve düşüncelerimi kendi başıma netleştirmemi sağladı. Pek çok açıdan, anında alınan cevapların yokluğu, kendisi başlı başına bir öğretmen rolü üstlendi.

Hız ve verimlilikle kuşatılmış bir dünyada, daha dokunsal bir çalışma biçimine dönmek bana en kıymetli içgörülerin çoğunun bir işi hızla tamamlamaktan değil; bir şeye tamamen ve kesintisiz bir şekilde odaklanarak, aceleye getirilmeden yapılan, karmaşık ve derinlemesine bir sürecin ürünü olduğunu hatırlattı.

İnsana Odaklanan Bir Öğrenmeye Doğru

“Yapay Zekasız Aralık” (NOAID) girişimi, yapay zekayı tamamen reddetmek ya da başkalarının kullanım tercihini yargılamak için değil; bu teknolojinin hayatımdaki yerini yeniden değerlendirmek amacıyla ortaya çıktı. Bugün bu araçları tekrar kullanıyorum, ancak çok daha bilinçli ve amaçlı bir şekilde. Amacım, bir eğitimci olmanın özündeki o yaratıcı ve çoğu zaman dağınık düşünsel süreci koruyabilmek: merak, eleştirel düşünme ve teknolojik ya da başka yollarla kestirme çözümlere başvurmadan sorunları çözme kararlılığı ve enerjisi. Öğrencilerimin de benzer bir yaklaşımı benimsemelerini umuyorum.

Esas zorluk, sınıfları yapay zekanın entelektüel çabayı ikame etmediği, ancak yenilikçiliği destekleyen bir yapı iskelesi gibi hizmet ettiği öğrenme ortamları olarak yeniden tasarlamakta yatıyor.

Düşünmeyi görünür kılın:

Bu deneyim, bana “görünür düşünme” pedagojisinin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Öğrencilerin düşünme süreçlerini açıkça ortaya koymalarını, akıl yürütmelerini parçalara ayırmalarını ve vardıkları sonuçlara nasıl ulaştıklarını açıklamalarını teşvik edin. Örneğin, Think-Puzzle-Explore (Düşün-Sorgula-Keşfet) gibi düşünme rutinleri, öğrencilerin sorularını dile getirmesini, kafa karışıklıklarını fark etmesini ve sorgulamalarını belgelemesini gerektirir. Bu, odağı yapay zeka tarafından üretilmiş hızlı yanıtlardan alarak üretken, entelektüel çabanın değerine kaydırır. Düşünme süreçlerini dışsallaştırarak—günlükler, açıklamalı notlar ya da sohbet kayıtları aracılığıyla—öğrenciler öğrenme üzerindeki sahipliklerini korur ve gerçek anlamanın çoğu zaman karmaşık ve insani bir çaba sonucunda ortaya çıktığını fark ederler.

Öğrenci sesini görünür kılın:

Pek çok öğrenci, yapay zekayı yazılarını onlarla birlikte değil, onlar adına geliştirmesi için kullanıyor. Bu da çoğu zaman metnin içeriğinden eleştirel düşünceyi, derinliği ve özgün sesi silip süpürüyor. Öğrencilerinize kendi kelimeleriyle ifade ettikleri düşüncelerini duymak istediğinizi açıkça belirtin. Değerlendirme ölçütlerine “ses” gibi bir boyut eklemeyi ya da düşük riskli yazma alıştırmaları aracılığıyla sürekli biçimde yapılandırıcı geri bildirim sunmayı düşünebilirsiniz. Bilgili ve görüş temelli yazma etkinlikleri, öğrencilerin kendi fikirlerini dile getirmelerini ve bağımsız düşünmenin değerini fark etmelerini sağlayabilir.

Soru sormadan önce düşünün:

Bir sorunu çözmeye çalıştıktan sonra çözümü öğrenmek, öğrenme kalıcılığı açısından çok daha etkilidir. Bu yüzden öğrencilerinizin yapay zeka ile beyin fırtınasına girişmeden önce mutlaka kendi düşünme süreçlerine odaklanmalarını sağlayın. Temel becerileri geliştirirken, zaman zaman teknolojiden tamamen uzaklaşmalarını sağlamak iyi bir yöntem olabilir—örneğin, sınıf içinde makale taslaklarını elde yazmak ya da düşüncelerini kağıt üzerinde planlamak.

Alternatif olarak, öğrencilerden yapay zekaya danışmadan önce günlük tutmalarını ya da fikirlerini belgelemelerini isteyebilirsiniz. Bu alışkanlığı geliştirmek zor olsa da oldukça değerlidir. Hatta bir “yapay zeka geciktirme” stratejisi önererek, öğrencilerinizin en az 10–15 dakika boyunca kendi başlarına fikir üretmeye çalışmalarını isteyebilir, sonrasında yapay zeka desteğine geçmelerini sağlayabilirsiniz.

Fişi çekin, yeniden bağlanın:

Hem kendinize hem de öğrencilerinize bir tür yapay zeka detoksu önerin. Mümkün olduğunca bu araçlardan uzak durarak, insan yaratıcılığı ve bağımsız düşüncenin gücünü yeniden keşfedin. Bu süreci belgelemek için bir günlük tutabilir ve örneğin şu türden sorular üzerinde düşünebilirsiniz: “Yalnızca kendi zihnime dayanmak nasıl bir his yaratıyor?” ya da “Yapay zeka yokken hangi zorluklarla karşılaşıyorum?” Bu tür bir etkinlik, direnç geliştirmeyi teşvik eder, öz farkındalığı artırır ve insan zihninin düşünme, yaratma, sorun çözme ve yenilik üretme kapasitesine dair daha derin bir takdir kazandırır.

 

 

Bu makale Edutopia’da yayınlanmış Jack Chancellor tarafından yazılmış “What a 30-Day Break from AI Taught Me About My Teaching.” adlı makaleden Cansu Bozkurt tarafından uyarlanmıştır.

Yazar Hakkında

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.

Sosyal Medya Hesaplarımızı Takip Edin

Instagram

Eğitim Kolektifi’nin Büyümesine Destek Olun!

İçeriklerimizi beğeniyorsanız daha fazla okuyucunun bize ulaşmasına destek olun. Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edin, Beğenin, Paylaşın.

Dosyalar

Reklam